"Gelin, bu tarihi görevi hep beraber yerine getirelim"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Selin Sayek Böke, "Mecliste grubu olan tüm siyasi partilere bir kez daha açık bir çağrıda bulunuyoruz.Eğer terör bitsin diyorsanız, gerçekten toplumsal barışın sağlanmasını istiyorsanız, artık şehitler gelmesin, insanlarımız ölmesin, ülkemiz bir açıkhava hapishanesine dönmesin diyorsanız, hakikaten samimiyseniz, işte yöntem burada, işte çözüm ortada, hodri meydan. Gelin, bu işi mecliste çözelim." dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Böke'nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu'nun gündemine ilişkin parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısındaki konuşması şöyle:

Terör korkusuyla insanlarımız evlerine hapsolmuş durumda
Değerli basın mensupları, sevgili vatandaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi MYK'sı bugün Türkiye’nin içine sürüklendiği ağır yönetim krizini, bu krizin ortaya çıkardığı sorunları ve bu sorunlara alternatif çözüm önerilerini ve vatandaşlarımızın çok acil olarak beklediği bu çözüm önerilerini tartıştı. Bende sizlerle bugün yaptığımız bu değerlendirmeleri paylaşmak için bir aradayım. Hepiniz hoşgeldiniz.
Henüz Başkentimizde patlayan bombaların şokunu atlatamamışken, acısı daha kalbimizin derinliklerinde yaşarken İstiklal Caddesi'nde bu kez de İstanbul'un göbeğinde bir kez daha terörün acı yüzüyle karşı karşıya kaldık. İstiklal Caddesi'ndeki alçakça terör saldırısının küresel vahşet gücü IŞİD tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Öncelikle bir kez daha terörü, terörden medet umanları, sivillerin hayatına kast ederek siyasi sonuç almaya kalkan alçak çeteleri lanetlediğimizi ve kaybettiğimiz tüm insanlarımız için duyduğumuz derin acıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Türkiye’de bugün ne yazık ki, terör korkusuyla insanlarımız evlerine hapsolmuş durumda. Sokaklarımız boş, esnaf kan ağlıyor. Ülkenin batısında insanlar evlerinden çıkamıyorlar, doğusunda evlerine giremiyorlar. Son 6 ayda yalnızca bombalı saldırılarda 185 canımızı kaybettik. 300'ün üzerinde şehit verdik. Alman Lisesi Müdürü İstanbul Valisinden daha güvenilir bir istihbarat kaynağı haline geldi. İstanbul'un ortasında bir maçın oynanmasından dahi korkar haldeyiz. İstikrardan geriye yalnızca hüzün ve korkunun istikrarı kaldı.
Geçen hafta Türkiye'nin bu terör sarmalından çıkışı için acil uygulanması gereken 4 eylem maddesini açıklamıştık ve aynen bir hafta önce bu saatlerde şu ifadeyi kullanmıştık: Gereken acil tedbirleri alacak mıyız, yoksa bir bombanın daha canlarımızı bizden almasını bekleyecek miyiz?

Türkiye'nin kaybedecek vakti yok
Ne yazık ki, AKP çoğunluğu bir sonraki bombanın patlamasını beklemeyi tercih etti. Ve bu 4 alanın hiçbirisinde somut bir adım atılmadı. Türkiye'nin terör sarmalından çıkması için acilen atılması gereken bu 4 adımı bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
1) Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanabilmesi ve bütün terör örgütlerinin hedefi haline gelmiş olan Türkiye'de güvenliğin sağlanabilmesi için dış politikanın 180 derece ve hiç vakit kaybetmeden değiştirilmesi gerekiyor.
2) Terör saldırılarına dair siyasi sorumluluğu olanların acilen bu sorumluluğu üstlenmeleri gerekmektedir. Bu sorumluluk kapsamında Türkiye'nin iç güvenliğini sağlamakla yükümlü olan İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala'yı istifaya davet etmiştik. Bir kez daha davet ediyoruz. Kendisi istifa etmiyorsa onu görevden alma yükümlülüğü olan Sayın Başbakana da buradan bir kez daha sesleniyoruz.
3) Başta güvenlik ve istihbarat bürokrasisi olmak üzere bürokrasideki atamaların partiye yakınlık esasına göre değil, işi bilme ve liyakat esasına göre yapılması gerekliliğini acilen düzenlemeye davet ediyoruz.
4) TBMM'yi terör sorununun çözümünde inisiyatif almaya ve bu konuda önderlik yapmak üzere de Meclis Başkanını göreve davet ediyoruz.
Geçen hafta Türkiye'nin içinde bulunduğu bu sorunu çözme konusunda meclisi işler kılmak için Sayın Genel Başkanımız Meclis Başkanıyla bir görüşme yapmış ve hatırladığınız üzere bir mektup iletmişti. Bu konudaki ısrarımız devam ediyor. Türkiye'nin kaybedecek vakti yok.

Bu sebeple bu haftada meclisi işler kılmak ve sorunun çözümünde bir somut adım atmak için Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bir inisiyatif aldık ve dün "Toplumsal barış ve demokrasinin tesisi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik" adı altında bir kanun teklifi paketini meclis gündemine getirdik. Bu teklif ne yazık ki bir kez daha AKP çoğunluğunun oylarıyla reddedildi.
Türkiye'nin Kürt sorununun ve terör sorununun ancak meşru siyasi zeminde tüm toplum kesimlerini kapsayacak şeffaf ve demokratik katılımla, meclis çatısı altında çözülebileceğini Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ilk günden itibaren ortaya koyduk. Bununla da yetinmedik, tüm dünyadaki alternatif çözüm modellerini inceleyerek toplumsal barışı inşa edecek bir yöntem ve içeriği meclise sunduk. O zaman bugün birbirlerine karşıt görünen HDP ve AKP hep bir ağızdan bize, "Siz pişmiş aşa su katmayın, bu iş MİT’le PKK arasında, yani Erdoğan’la Öcalan arasında müzakereyle çözülür" dediler. Bugün sahte milliyetçilik naraları atan AKP iktidarı meclisi ve siyaseti tamamen süreç dışında bırakarak bir terör örgütüyle Türkiye’nin yasalarını ve anayasasını müzakere etti. Terör örgütü liderlerine güzelleme yaptı. Beraber mutabakatlar imzalayıp fotoğraflar çektirdi. Habur sınır kapısında PKK’ya şov yaptırdı. PKK kentleri silah deposuna çevirirken "Bu kirli pazarlıktan siyasi rant elde edebilir miyim?" diye kafasını kuma gömdü ve açıkça teröre yardım ve yataklık yaptı.
Bugün demokrasiden, siyasi ve demokratik bir çözümden bahseden HDP de o gün iradesini PKK'ya ve Erdoğan'a teslim ederek, kişilerin siyasi çıkarlarına odaklanmış süreçten medet umdu. Bir noktada kişilerin siyasi çıkarlarına odaklı "Al başkanlığı, ver istediklerimi" pazarlığı çöktü ve bugün bedelini hep beraber en ağır biçimde ödüyoruz. O gün Türkiye'nin Kürt sorununu çıkmaza sokan ve Türkiye'yi teröre teslim eden iki siyasi yaklaşım bugün de yine kendi siyasi ajandalarını büyük bir ikiyüzlülükle Türkiye'nin toplumsal barışının önüne koyuyorlar. Bir tarafta AKP, bu kez partizan çıkarlarının milliyetçi maskesi takmayı gerektirdiği için yine toplumu, siyaseti, demokrasiyi dışlayarak salt güvenlikçi yaklaşımla derin yaralar açıyor. Terör örgütünün ekmeğine yağ sürüyor.
Dün Sayın Genel Başkanımız grup konuşmasında Sayın Başbakana açık bir soru sormuştu. Sorunun yanıtını henüz alamadık. Soruyu bir kez daha tekrar etmek istiyoruz: Sayın Başbakan terör örgütü mensuplarının cenazesine gitmiş olan milletvekillerinizin isimlerini açıklamaya sizi davet ediyoruz.

Öte yandan hafta sonu Nevruz’da bir kez daha görüldüğü gibi HDP sözcüleri yaşananlardan hiçbir ders almamışçasına iradelerini bir kez daha PKK’ya teslim ediyor. Meşru siyaset zeminini, demokratik katılımı, meclisi değil, yine çökmüş olan 'Dolmabahçe Süreci'ni adres gösteriyor. Yine PKK-AKP masasından bir medet umuyor. Öcalan posterlerinin, kalaşnikofların önünde, silahın arkasına sığınarak sözde barış çağrısı yapıyor.

Buradan mecliste grubu olan tüm siyasi partilere bir kez daha açık bir çağrıda bulunuyoruz. Teklifimiz halen geçerlidir, Türkiye'yi rahatlatacak olan yöntem mecliste sağlanacak toplumsal barışısın inşasıdır. Gelin meclis gündemine getirdiğimiz bu teklifi bir kez daha, hep birlikte ortaya koyalım, ciddiyetle ele alalım ve görüşmeye başlayalım. Siyaset kurumundan bir çözüm bekleyen tüm vatandaşlarımıza ve topluma güven verelim. "Meclis burada, siyaset kurumu işliyor, bir çözüm aranıyor ve çözüm bulunacak" dedirtelim. Bunu topluma ve tüm vatandaşlarımıza siyasetçiler olarak borçluyuz. Eğer terör bitsin diyorsanız, gerçekten toplumsal barışın sağlanmasını istiyorsanız, artık şehitler gelmesin, insanlarımız ölmesin, ülkemiz bir açıkhava hapishanesine dönmesin diyorsanız, hakikaten samimiyseniz, işte yöntem burada, işte çözüm ortada, hodri meydan. Gelin, bu işi mecliste çözelim. Gelin, hiç olmazsa bu sefer doğru yöntemi uygulayalım. En azından mecliste halka güven veren, yapıcı bir süreci siyaseten inşa edelim. Bu, TBMM’nin önünde tarihi bir sorumluluktur. İnsanlar yüzlerini meclise dönmüş çözüm beklerken, meclis hiçbir şey yokmuş gibi davranamaz. İnsanlar siyaset kurumu görevini yapsın, bizim huzurumuzu ve güvenliğimizi sağlasın diye beklerken, siyaset kafasını kuma gömerek kısır tartışmalar içinde boğulamaz. Gelin, bu tarihi görevi hep beraber yerine getirelim. Milletin kendisine verdiği yetkiyi saraya veya İmralı’ya ciro edenler bunun hesabını mutlaka tarih önünde ve millet önünde vereceklerdir.

Bakan, çocukları korumak yerine vakfı korumak telaşına düşüyor
Değerli vatandaşlarımız, dün CHP’den bir heyet, hepimizin kalbini kanatmış olan çocuklarımıza cinsel istismar iddiaları ile ilgili inceleme yapmak üzere Karaman’a gitti. Hepimiz insan olarak, beni anne olarak çok derinden yaralamış ve kalbimizde derin izler bırakmış olan Cumhuriyet Savcısı’nın hazırlamış olduğu dosyanın içeriği bırakın siyasetçi sorumluluğu taşımayı, insan olan herkesi derinden etkileyecek bir dizi trajedi barındırıyor. En az bunun kadar trajik olan, görevi o çocukları korumak olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın yaptığı insanlık dışı açıklamadır. Düşünün ki bir vakfa emanet edilen çocuklar istismar ediliyor, Bakan çocukları korumak yerine vakfı korumayı tercih ediyor, bunun telaşına düşüyor. Bakanlıklar bugün kendi siyasi sorumluluklarını ve görevlerini kendine yakın olan vakıflara teslim etmiş durumdalar. Vakıfların çıkarlarını ve itibarlarını da çocuklarımızın sağlığı ve güvenliğinden daha öncelikli görüyorlar. Sayın Bakan’ı siyasi sorumluluğa ve daha önemlisi insanlığa davet ediyoruz. Çocuklarımızın güvenliğinin yakından takipçisi olacağız ve bu olayın üstünün örtülmesine asla izin vermeyeceğiz.

Anayasa'nın 83. Maddesini yeniden düzenleyelim
Değerli basın mensupları, kendi partizan çıkarlarını, Türkiye’nin çıkarlarının önüne koyan ve bu ihtirasıyla Türkiye'deki istikrarsızlığın, güvensizliğin, huzursuzluğun sorumlusu olan tek adam rejiminin en bilindik mekanizmalarından biri hukuku da kendi çıkarlarına göre eğip bükmek. Bu anlayışın en bariz örneklerinden birini dokunulmazlık meselesi teşkil ediyor. AKP iktidarı 14 yıldır kurduğu talan iktidarını, dokunulmazlık zırhının arkasına gizliyor. Şimdi bir taktik adımla bu zırhı korumaya devam etmenin peşindeler. Diyorlar ki, mevcut dosyalar için dokunulmazlıklar kalksın ama bundan sonra işlenecek suçlar dokunulmazlık zırhı altında kalmaya devam etsin. Birde bu kaçak güreş için "Hodri meydan" diyorlar. Hem dokunulmazlık zırhının arkasına sığınmak, hem hodri meydan demek ucuz kahramanlık yapmaktır. CHP'nin bu konudaki tutumu çok açıktır. Biz diyoruz ki, gelin anayasanın 83. Maddesini kalıcı ve köklü bir çözüm üretmek adına yeniden düzenleyelim. Milletvekilinin kürsüde ve kürsü dışında platformlarda, düşünce ve ifade özgürlüğünü koruyan kürsü dokunulmazlığı dışındaki bütün dokunulmazlıkları, hem bugünkü dosyalar için, hem de yarın oluşacak dosyalar için hemen bugün kaldıralım, hodri meydan. Hiçbir milletvekili ne bugün, ne yarın hırsızlık yapıp, dokunulmazlık zırhına gizlenemesin. Hiçbir milletvekili ne bugün, ne yarın ihaleye fesat karıştırıp kanundan kaçamasın. Hiçbir milletvekili ne bugün, ne yarın Reza’ların önüne yatıp sonra mahkemeden kaçamasın. Var mısınız? Bugün bu konudaki önerilerimizin detaylarını Sayın Grup Başkanvekillerimiz AKP Grubu’na iletecekler. Bu detaylar daha sonra sizlerle de paylaşılacak.

Can ve Erdem'in yanında olacağız
Çok değerli basın mensupları, tek adam rejiminin hukuku katlederek kendisini korumasının çarpıcı örnekleri bildiğiniz gibi gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül'ün ve geçtiğimiz hafta 3 akademisyen Esra Mungan, Kıvanç Ersoy ve Muzaffer Kaya'nın hukuk skandalı olarak görülecek saray emriyle, bir kişinin iki dudağı arasında belirlenen kurallarla tutuklanmalarıydı. Ne yazık ki sarayın tetikçiliğini yapanlar, havuz medyası, Cuma günü gerçekleşecek Can ve Erdem’in duruşmalarına dair mahkeme kararını etkilemek için tek elden, sistematik bir çamur kampanyası başlattılar. Buradan CHP, CHP'liler ve Türkiye’de basın özgürlüğünden, ifade özgürlüğünden, demokrasiden, özgürlükten yana herkes adına şunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Sayın Dündar ve Sayın Gül'ün hukuku, Türkiye'de basın özgürlüğünden, demokrasiden yana olan milyonların onurudur. Bu onuru size çiğnettirmeyeceğiz. CHP ve CHP teşkilatları olarak Cuma günü Türkiye'nin demokrasiden, özgürlükten yana aydınları, basın emekçileri, sanatçıları, sivil toplum örgütleriyle birlikte, milyonlarla biz o duruşma salonunun içinde ve önünde sevgili Can ve Erdem'in yanında olacağız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Soru: Dün Bülent Tezcan’ın da bir açıklaması oldu. Bu 522 dosyaya CHP evet diyecek gibi bir yaklaşım var. Bugün bu yanıt mı verilecek resmi olarak? O teknik düzenlemede talep ettiğiniz başka hususlar var mı?
Selin Sayek Böke: Yapılacak açıklamanın detaylarının orada paylaşılması daha uygun olacaktır. Ben, izin verirseniz ilkesel duruşumuzu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Çünkü 522 veya 1522 dosyayla ilgili değil bizim ortaya koyduğumuz tutum. Biz, bütün dokunulmazlıklara dair çok ilkesel bir tavır ortaya koyuyoruz. Bu ilkesel tavrın anayasadaki bir düzenlemeye nasıl yansıyacağının teknik detayı sizlerle paylaşılıyor olacak. Bu meselenin kalıcı çözümü ancak ve ancak anayasada 83. Maddenin düzenlemesiyle olabilir. Bizim için öncelik her zaman budur.
Çok teşekkürler.

    Çarşamba, 23 Mart 2016 12:17
Yandex.Metrica