Haluk Koç: "Bir polis devleti manzarasıyla karşı karşıyayız"

“Başbakan Ben BOP’un eş başkanıyım diye elini göğsüne vurarak, böbürlenerek ilan etti. Tam 26 defa.”

“BOP’ta Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Afganistan ve Irak’tan sonra, ara hedef  Bahreyn, daha sonra Suriye, hemen akabinde, İran ve belki de bu modellere benzer bir sürecin içine sokulmak istenen Türkiye hedefti.  Yani büyük bir plan, büyük bir proje yıllara yayılmış bir strateji. Bunun temeli bu ülkelere gerçekten kurallı ve kurumlarıyla çalışan bir demokrasi götürmek değil. Bu fonda söylenen şarkı”

“Başbakan da, AKP’de bir korku, bir çekince. Bütün konuşmalarında sadece Başbakanın değil,  bütün zevatının da içinde yaşadığı bir korku.”

“Duran adamdan korkuyorlar, renkli merdivenlerden korkuyorlar. Taksim anıtının önüne konan bir piyanodan korkuyorlar. Twitter mesajlarından, sosyal medyadan korkuyorlar. Böyle bir ruh hali”

Yaşar Okuyan, “Arılardan da korkuyorlar. HES yapımına karşı çıkan köylüleri mahkemeye vermişler. Oradaki güvenlik kuvvetlerinin tuttuğu tutanakta polislerde gelmişler. Diyorlar ki, Arıları  bizim üzerimize bilinçli olarak saldırdılar. İddianame yazıyor bunu.”

Yaşar Okuyan: İyi pazarlar. Bir Pazar günü yine sizlerin evinde, işyerlerinde bizi konuk ediyorsunuz. Bugün çok değerli, benim içinde çok önemli bir siyaset arkadaşımızı, siyasetçiyi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü ve Samsun Milletvekili Prof.Dr.Haluk Koç’u davet ettik. Haluk bey hoş geldiniz.
Haluk Koç:  Hoş bulduk Yaşar bey.

Yaşar Okuyan: Bu haftanın önemli gelişmelerini Sayın Koç’la birlikte değerlendirmeye çalışacağız. Tabi bugün 1 Eylül dünya barış günü ve bugün bütün dünyanın çeşitli ülkelerinde barış adına etkinlikler ortaya konuluyor. Türkiye’de de birçok ilde sabahtan beri haberleri takip ettiğimizde görüyorsunuz ki bir takım etkinlikler var. Şuanda da İstanbul’da Taksim’de İstiklal caddesinde bir insan zinciri oluşturmuş binlerce insan. O etkinlikte devam ediyor. Eğer inşallah bir anormallik çıkmaz. Çünkü çıkacak bir şey yok. İnsanlar barış diyor, el ele tutuşmuşlar.
Haluk Koç: Şimdilik Türkiye’de meşru demokratik gösteri yapma hakkını kullanmak suç biliyorsunuz.

Yaşar Okuyan: Tabi doğru. O vesileyle belki biraz oradan girerek ve evvelsi gün hemen bir merdiven boyama eylemlerine de Türkiye şahit oldu. Bunları bir değerlendirme yapmakta fayda var. Aslında tabi konuşacağımız çok konu var. En önemli tabi bütün dünyayı da ilgilendiren en önemli gelişmelerden bir tanesi Suriye. Suriye’yle ilgili Amerika’nın tavrı, müttefiklerinin tavrı ve Sayın Başbakanın tavrı ilginç yani. Onları değerlendireceğiz. Bu çözüm süreci deyip PKK’nın tam tersine çözülmeye hedefleyen ve bu arada da çok önemli bir durumda adeta bazı illerimizde Türkiye Cumhuriyeti devletinin adeta etkinliğini sınırlı hale getiren davranışları ve gelişmelerine şahit olduk. Onları da değerlendireceğiz. Bütün bunları bu program elverdiği ölçüler içerisinde Sayın Haluk Koç’la konuşmaya çalışacağız.
En önemlisi aslında Suriye deminde ifade ettiğim gibi. Sayın Başbakan 3 sene önce 2,5 sene önce adeta Esad’la kankaydı malum. İzleyicilerimizde mutlaka takip ediyordur. Yani her gün birlikteydiler neredeyse. Referandum sırasında hatırlıyoruz Kahramanmaraş’ta ve Kayseri’de Esad kardeşim ve biz oturduk…
Haluk Koç:  Gaziantep’te.

Yaşar  Okuyan: Gaziantep’te. O sürecin zaten Kayseri, Antep, Kahramanmaraş aynı konuşmaları yaptı. İşte kardeşim Esad’la oturduk, baş başa verdik, gayet harika, bütün problemleri hallettik filan gibi böyle bir şeyin içerisine geldi. Fakat sonra işte bakanlar kurulu ortak toplantısı yapıldı. Derken vizeler kaldırıldı, derken adeta hatta hatırlayacaksınız yandaş medyada bazı makaleler çıkmıştı Türkiye’yle Suriye federasyon olsun filan. Bu kadar kanka vaziyetindeyken ne oldu da birden bire sabaha bir kalktık Esad Esed’e dönüştü. Fakat çok ilginçtir dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum Sayın Başbakan son konuşmalarında yine Esad’a dönüştürdü. Yandaş medyada öyle vermeye başladı. Çok enteresan geldi bana. Çünkü Esed Esed diyordu fakat birden yine Esad’a döndü. Enteresan tabi. Hadi bunları anladık filan ama şimdi geldiğimiz nokta yani orada bir kimyasal silah kullanıldığı iddiası malum. Fakat bu kimyasal silahın kullanıldığı ileri sürülüyor fakat kimin kullandığına dair ortada bir delil yok, itham çok. Hatta daha öne çıkan şey muhalif unsurların bunu kullandığı. Çünkü akıl ve mantığa da uymuyor. Esad’ın bunu kullanması için hiçbir sebep yok. Hele BM’deki heyet Şam’dayken ve 5 km ilerisinde bunu kullanacak. Yani bunun için yani çocuk olması lazım. Ve bir müdahale şartları oluşturulmaya başlandı. Biz bu filmi Irak’ta da gördük. Şimdi fakat birdenbire Amerika bir hamle filan yaparken İngiltere hemen biz hazırız, Fransa işte hadi gidiyoruz filan, Almanya filan. Fakat birden bire bir frene bastılar. İşte Obama’nın dün akşam yaptığı açıklama var izlemişsinizdir. Biz dedi tamam her şeyimiz hazırdır, bir saat sonrada, bir ay sonrada…
Haluk Koç: Yetkimde var ama ABD halkının temsilcileri olan kongreden onay alacağım dedi.

Yaşar Okuyan:  İngiltere biliyorsunuz meclise gönderdi parlamentoda ve oradan red çıktı. Almanya hemen ters tavır aldı. Hatta daha ileri gitti Merkel’in partisinden milletvekilleri açıklama yaptılar. K.Maraş’daki petriotları malum Almanya’nın. Bunları geri alalım biz bu savaşın parçası olamayız. Türkiye ne oluyor?
Haluk Koç:  Öncelikle konuk ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Aracılığınızla da bizi izleyen tüm yurttaşlarımıza saygılarımı sunuyorum. Bugün sizde vurguladınız programın başında 1 Eylül dünya barış günü. Kısaca değinmek lazım 1 Eylül niye dünya barış günü? Çünkü insanlığın yaşadığı en büyük trajedilerden bir tanesi olan ikinci dünya savaşının 1 Eylül 1939’da Almanların Polonya’ya bir sınır bahanesiyle Danzig olayıyla bir sınır bahanesiyle saldırmalarının yıldönümü. Yani milyonlarca insanın, masumun yok edildiği, yanıp yakıldığı, Avrupa’nın adeta yok edildiği bir sürecin başlangıcı. Onun için insanlar barışı kaybettiklerinde hatırlamamalılar. Barışı mevcut koşulları idame ettirirken de hatırlamak zorundalar. Onun için 1 Eylül dünya barış günü bugün tamda içinde yaşadığımız tartışmaların, sıcak savaş rüzgarlarının bölgemizde esmeye çalışıldığı, daha doğrusu çeşitli savaş çığırtkanlarının her türlü aracı kullanarak böyle davetlerde bulundukları bir süreçte anlamı çok daha önemli.

Ben hem Türkiye’de, hem bölgemizde, hem de dünyada tekrar 1 Eylül 1939’daki gibi felaketlerin başlangıcı olmamasını, tam tersine insanlığın barış içerisinde, kardeşlik içerisinde yaşamasının bir miladı olmasını diliyorum. İçinde yaşadığımız günlerin tehlikesine rağmen

Bugün tabi çeşitli etkinlikler var. İnsanlar bu özlemlerini dile getiriyorlar. Fakat bu gezi olaylarından sonra sıcak bir Eylül, sıcak bir sonbahar beklentisinde olan iktidar baskıcı bir yapı, sizde tahmin ediyorsunuz her şeyden korkmaya başlayan, her şeyden bir paranoya üreten, bunun altında bana karşı geliştirilecek olan bir muhalefetin izi var sanısına kapılan bir iktidarın her türlü baskıcı uygulamasına da tanık oluyoruz. Şuanda bende izliyorum Taksim’de tekrar gezi parkı tekrar kapatıldı. Tekrar polis denetimine alındı ve şuanda Taksim’de, İstiklal caddesinde, Harbiye’de, Gümüşsuyu tarafında, Sıraselviler’de yani Taksim’e çıkan bütün alanlarda sivil yurttaş kadar sivil polis var. Yani bir polis devleti manzarasıyla karşı karşıyayız. Bu yeni bir olay değil. Bir korku, bir çekince. Bütün konuşmalarına da sadece Başbakanın değil bütün zevatının da içinde yaşadığı bir korku. Maalesef bunlar biliyorsunuz duran adamdan korkuyorlar, renkli merdivenlerden korkuyorlar. Taksim anıtının önüne konan bir piyanodan korkuyorlar. Twitter mesajlarından, sosyal medyadan korkuyorlar. Yani böyle bir ruh hali. Çok sıkıntılı bir sürece gidiyor.

Yaşar Okuyan:  Arılardan korkuyorlar.
Haluk Koç: Arılardan öyle mi?

Yaşar Okuyan: Okumadınız mı?
Haluk Koç: Hayır okumadım onu.

Yaşar Okuyan:  HES yapımına karşı çıkan köylüleri mahkemeye veriyorlar. Oradaki güvenlik kuvvetlerinin tuttuğu tutanakta polislerde gelmişler. Arıları diyor bizim üzerimize bilinçli olarak saldırdılar diyor. İddianame yazıyor bunu.

Haluk Koç: Arılar akıllı hayvanlar biyolojik doğalarına uygun önsezileriyle hareket eden hayvanlar ama yani iktidara karşı koşullandıklarını bilmiyordum. Bu yeni bir biyolojik özellik olsa gerek.

Yaşar Okuyan: Geçen hafta gazetelerde var inanılmaz bir şey. Yani iddianameye konu olabiliyor.

Haluk Koç: Şimdi iddianamelere gelecek olursak sevgili bakanım, iddianamelerde o kadar daha enteresan şeyler var ki, Başbakanın ağzından çıkan kelam maalesef hukuk belgelerinde, savcılık iddianamelerinde kelime kelimesine yansıdığını görüyoruz. Tutarsız ifadeler. Ve bunlar Türk yargısında önemli belgeler olarak mahkemelerin önüne geliyor. Bunlar apayrı bir olay ama sorunuzun başında şunu söyleyeyim. Esad – Recep Tayyip Erdoğan ilişkisine değinmiştiniz. Şimdi olayı küçük pencereden görmemek gerekiyor. Yani hepimizin bunun içindeyiz. Artık Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika projesinin bir mantık içerisinde ABD tarafından ve buna destek veren bazı emperyal batı ülkeleri tarafından devreye konduğunu, bunu biliyoruz. Göğsünü gere gere değişik toplantılarda safiyane mi deyim o günün koşullarına göre herhalde arkası düşünülmüyor deyip Türkiye kamuoyunu biraz ahmak yerine koymak mı diyeyim. Ben bu projenin eş başkanıyım diye elini göğsüne vurarak, böbürlenerek konuşan bir Başbakan fotoğrafı var aklımızda.
Yaşar Okuyan:  Tam 26 defa.

Haluk Koç: Daha sonrada reddediyor biliyorsunuz.
Yaşar Okuyan: Tabi ondan sonra baktı ki bu iş vaziyet cacık affedersiniz.
Haluk Koç: Evet klasik bir davranış şekli.

Şimdi burada ne hedeflenmişti? Burada Kuzey Afrika ülkeleri, yani Fars, Cezayir, Tunus daha sonrasında Libya, ondan sonra Mısır. Tabi Afganistan ve Irak’tan sonrasını söylüyorum. Ondan sonra Ortadoğu’da Bahreyn bir ara hedefti biliyorsunuz. Daha sonra Suriye, hemen akabinde dağın arkasında ya da sayfanın arka tarafında İran ve belki de bu modellere benzer bir sürecin içine sokulmak istenen Türkiye. Yani büyük bir plan, büyük bir proje yıllara yayılmış bir strateji. Bunun temeli bu ülkelere gerçekten kurallı ve kurumlarıyla çalışan bir demokrasi götürmek değil. Bu fonda söylenen şarkı. Bunun altında dünyanın enerji kaynaklarının bu bölgede arta kalanlarının tükenene kadar ABD tarafından, uluslararası sermaye tarafından kullanılmasına dönük bir sömürü çarkı ve oradaki dikkat edin bütün mezhepsel farklılıklar, inanç farklılıkları, din farklılıkları, günü geldiğinde İsrail boyutunda devreye sokulabilir. Daha önce biliyorsunuz 46’dan sonra değişik senaryolar yaşandı. 68 daha sonrası. Ve şimdi son 10 yılın modası olan bu bölgede din ve mezhep farklılıklarından doğan fay hatlarını tetikleme yanında etnik özelliklerden dolayı da bu bölgeyi kaşımak, bu bölgedeki çatlakları provoke etmek. Yani Arap, Kürt, Türkmen bu boyutta da bir çatışmanın fitilini ateşlemek. Böyle bir süreç. Eş başkanıyım diye dolaşan kişi bu.

Şimdi bakın, Afganistan ve Irak’ı geçin, Irak’ı hiç söylemiyorum hatırlıyorsunuz Irak’ın toprak bütünlüğü korunacak, Irak’ın doğal zenginlikler Irak halkı tarafından kullanılacak. Irak’ın elinde olan kitle imha silahları bütün bölgeye ve dünyaya tehdittir. Hem küresel tehdit, terör tehdidi, hem de bölgenin güvenliği açısından tehdittir. Bunları çok dinledik ve abartalı, aslı astarı olmayan, yanıltıcı istihbarat raporlarına dayanarak büyük bir dezenformasyon süreci yaşatıldı dünyada ve herkes böylesi bir riski Irak üzerine giydirdi. Önceden önlem alma dedikleri bir mantıkla biliyorsunuz Irak harekatı yapıldı. Fonda şarkı çalıyordu bizimkilerde söylüyordu. Irak’ın toprak bütünlüğü kaldı mı bugün Yaşar bey?

Yaşar Okuyan: Asgari üçe bölündü. Kaldı ki daha geriye gittiğinizde şuanda orada ciddi bir hadise başladığını da göreceksiniz. 6 ayrı bölge. Minik minik bölgeler.
Haluk Koç: Kesinlikle. Bakın daha Kerbela’dan beri bu mezhep farklılıklarının birbirleriyle hesaplaşması bitmemiş orada. Bu tarihi bir gerçek. Ve bunlar emperyalizmin rafında çok kolay kullanılacak olan dosyalar. Türkiye’ye yansıması bakımından da önemi olduğu için ifade etmek istiyorum. Bugün Irak’ın, işte bugün Irak halkı milletvekili maaşlarının yüksek olmasına dönük gösteri yapıyorlar Nuri El Maliki’de kabul ediyor, düşüreceğini söylüyor. Peki Irak’ın yeraltı zenginlikleri Irak halkı için kullanılır halde mi? Bütün petrol vanalarını uluslararası şirketler kendilerine bağladılar. Yani büyük bir sömürü çarkı orada çalıştırılıyor. Kuzey Irak’tan başlayıp daha sonra Suriye’yi ve belki bizi de ilgilendirecek olan parçalarıyla ikinci bir İsrail yaratmaya dönük gayretler, stratejiler var. Bunlar ayrı.

Şimdi bakın Tunus’ta Ben Ali yıkıldı yerine büyük bir şeyle demokrasi getirdiklerini ifade ettiler. Yine AKP çizgisindeki bir siyasi parti orada iktidara geldi. Karşısında da güçlü bir muhalefet bloku var. Dikkat ederseniz önde gelen muhalefet liderlerinin hepsi öldürülmeye başlandı. Libya? Bütün Orta Afrika’ya da dönük sulama projesini tamamlayacak büyük bir barajı inşa etmek üzereydi Kaddafi. Libya paramparça edildi. Libya’da aşiretler değişik taraflarda egemenlik peşindeler.

Yaşar Okuyan: Şuanda orada zaten 4 ayrı bölgeye ayrıldı.
Haluk Koç: Onu söylemeye çalışıyorum. Mısır keza. Mısır’da bir stabilizasyon yaratma kısa dönemde de mümkün olmayacak. Bu gözüküyor. Suriye? Şimdi ballı kaymaktı değil mi sizin deyiminizle çok cici kankalık günleri yaşadılar. Hatta dolma tarifi bile yapıyordu hanımefendiler birbirlerine. Beraber tatil yapılardı. Kardeşim Esad. Peki şu soruyu sormak gerekiyor. Gerçekten demokrasi yandaşıysanız Sayın Başbakan sizin Suriye’de Esad’la sıkı fıkı olduğunuz dönemde Suriye’de demokrasi var mıydı? Yine tek parti dönemi vardı, yine El Muhaberat etkisi vardı. Yine demokrasi talep edenlerin baskı altında olduğu, takip altında olduğu, eziyet çektiği bir süreç vardı. Bunu koyalım masaya. O zaman her şey güzeldi ve siz deminde söylediniz ortak bakanlar kurulu toplantısı, Fenerbahçe’yi gönderdiniz Halep’te maç yaptırmaya hatırlıyorsunuz. Antep’te söylediğiniz kardeşim Esad, pasaportlar kalktı. Evet mi evet, memnun musunuz, memnunuz. Peki ne oldu 2011’in Ağustos ayında ne oldu? Birdenbire bu projede sıranın Suriye’ye geldiği ifade edildi. İsrail’in güvenliği de bu enerji beklentilerinin yanında önemli bir faktör bu projede. Suriye için düğmeye basıldı.

Yaşar Okuyan: Eş başkan o da derhal görevi…
Haluk Koç: Derhal görevi hatırlatıldı ve bizimki tavır almaya başladı. O söylemlerin hepsi gitti, o fotoğrafların hepsi gitti. Yani üç tane Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin Şam’a gidip tutuklanmış gazetecilerin serbest bırakılması için talepte bulunulmasını siyasi şov malzemesi olarak kullanıyorlar. El ele, yanak yanağa, kol kola çektirdikleri fotoğrafları unutuyorlar. Kardeşim Esad repliklerini unutuyorlar. Yani böyle bir tablo ve buna da biat etmiş bir yaygın medya yapısı ve biraz geçmişi, biraz geleceği sorgulamayan, sadece önlerine verilen günlük tabldot bilgilerle yorum yapmaya alışmış klavye papağanları öyle söyleyeyim. Sosyal medyada olsun, değişik yorum köşelerinde olsun. Kimin ne söylediği önemli değil, içeriği ne, yargısı ne? Ha şunu söylemiş, başbakan korunacak deyip her türlü hakareti yağdıran bir takım sıfat bulmak zor ama kendini bilmezler öyle diyeyim.

Şimdi geldiğimiz noktaya bakalım. Suriye bugün, Suriye’de Türkiye belki de cumhuriyetin kuruluşundan buyana Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa, Menderes, Bayar, Demirel, Ecevit, rahmetli Erbakan hoca, Özal’ın bir dönem hevesleri dışında 91’deki, Demirel Allah uzun ömür versin. Şimdi bunların hepsi değişik dönemlerde sorumluluklar aldılar. Dikkat edin Ortadoğu’da bu değişik demin konuşmamızın başında söylediğimiz değişik noktalardaki fay hatlarından kaynaklanan çatışmalara dinler arası olsun, mezhepler arası olsun, son 15 – 20 yıldır etnisiteler arasında olsun Türkiye hiçbir zaman taraf tutarak o çatışmanın bir parçası olarak yaklaşmamış. Hep yol gösterici olmuş, sağlıklı diyaloğu, diplomasiyi ön planda tutan bir önder, yatıştırıcı rol üstlenmiş. Şimdi bakıyorsunuz son iki senedir Suriye’de çarpışanlar kimler? Evet Esad silah kullanıyor doğrudur, zulüm yapılıyor doğrudur, kan akıyor doğrudur. Peki bunun karşısında kimler var? Bunun karşısında gerçekten Suriye’de demokrasi isteyen güçler mi var Yaşar bey? Bugün Libya’dan tutun Çeçenistan’a kadar hatta Türkiye’nin değişik bölgelerinden sakal bırakıp kafasına göre cihat yapmak için eline silah alıp tekbir getirip adamın boğazını kesecek düzeyde gözü dönmüş insanlar oralarda hangi demokrasiyi bana anlatacaksınız? Türkiye bunların tarafı, Türkiye bunların lojistiğini sağlıyor. Türkiye bunlara silah tedarik ediyor. Bunların eğitimini sağlıyor. Mali desteğini Suudi Arabistan ve Katar’la beraber sağlıyorlar. Böyle bir sürecin içerisine siz Türkiye’yi oradaki iç çatışmanın tarafı haline getireceksiniz ve bugün dünya barış gününde çok daha boyutlandırılmış bir savaşın çığırtkanlığını yapacaksınız.

Yaşar Okuyan: Bir son dakika gelişmesini söyleyeyim. Galatasaray lisesi önüne toplanan yurttaşlara polis copla müdahale etmiş bazı insanlarda hatta yaralanmış. Bunun üzerine bir grup yere oturarak protesto ediyor. O bilgiyi de izleyicilerimizle paylaşmak istedim.
Haluk Koç: Dünya barış gününü Türk güvenlik güçleri bu şekilde kutluyorlar.

Yaşar Okuyan: Rabia bilmem ne diye ortalıkta dökülenlere bir şey yaptıkları yok. Saraçhane’de, Fatih’te her akşam 10 gün süreyle bir tek polis yoktu orada.
Haluk Koç: Kahrolsun demokrasi yaşasın hilafetin sesi pankartının arkasında Sayın Başbakanın oğlu da bulunuyor idi ve devletin güvenlik güçleri refakat ediyorlardı, eskortluk ediyorlardı.

Yaşar Okuyan: Beyoğlu belediye başkanı da oradaydı.
Haluk Koç: Yaşar bey, böyle çifte standartlı bir demokrasi. Orada insanlar ne yapıyorlar? Orada insanlar demokratik, meşru gösteri haklarını kullanıyorlar.

Direk emir İçişleri Bakanından değil, itiraf etti biliyorsunuz. Direk susturun, vurun, gerekirse yok edin. Ondan sonra bir televizyon kanalında sen gözyaşı dökeceksin. Peki Eskişehir’de sokak ortasında daha önce kalp ameliyatı olmuş gencecik bir evladımız ben baba olarak o sahneleri görünce yüreğim kalkıyor. Yani kafası parçalanıncaya kadar dövülürken baba vicdanının yarısı çalışmıyor muydu senin? Kapattın mıydı, grev mi vardı? Sokak ortasında vurulurken o görüntüler ortada. Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, bu çocuklar ne için öldüler, kimler öldürdü bir tanesinin sorumlusu var mı? Görüntüler var. Siz twit atana yani bugün hava çok güzel diyene ima etti diye savcılık fezlekelerinde hukuk tarihinde artık hiciv noktasında örnek gösterilecek suçlamalarda bulunuyorsunuz, bunların failleri konusunda adım dahi atmıyorsunuz.

Yaşar Okuyan: Eskişehir’de öldürülen Ali İsmail Korkmaz, mesela o çocuğun şeyinde dediğiniz gibi çok açık yani polis oldukları belli. Orada Eskişehir vali diye makamda oturan zatı muhterem daha ilk dakika hayır diyor bunların kendi arkadaşları tarafından yapılmıştır diyor. Ondan sonra artık onun olmadığı anlaşılıyor. E canım diyor işte soruşturma devam ediyor. Ondan sonra artık polis tutuklanınca canım görüyorsunuz işte demek ki soruşturma sonucunda biz polisi himaye etmiyoruz. Himaye etmiyorsun da sen vali olarak o makamda oturan birisi olarak hala utanmadan, sıkılmadan hiç olmazsa bir özür dile. Senin neyine.
Haluk Koç: Öyle bir kural yok. Şimdi bugün Suriye’de savaş çığırtkanlığı yapanlar, efendim çocuklar ölüyor siz nasıl zalimsiniz gözünüzü kapatıyorsunuz. Peki sizin vicdanınız kendi ülkenizde öldürülen gençlerinize kapalımı kardeşim? Sizin vicdanlarınız mühürlümü kardeşim? Sizin gözyaşlarınız ipoteklimi kardeşim? Bunu nasıl kabul etmek mümkün? Böyle bir şey olur mu? Evet Suriye’de öldürülen her cana benim canım yanıyor. Mısır’da haksız yere demokratik bir karşı koyuş hakkını kullanan insanlara silah doğrultulmasını da kınıyorum. Onlar içinde üzülüyorum. Ama dön vicdanının Türkiye bölümünü aç kardeşim. Babaysan, babalık vicdanın varsa Ali İsmail’in babası yerine koy kendini. Abdullah’ın anası yerine koy kendini. Ethem’in gözyaşı döken anası yerine koy, kardeşi yerine koy kendini. Mehmet’in, komiser Mustafa’nın köprüden düşen karısı yerine koy kardeşim kendini. Böyle bir şey olabilir mi? Ve bunlar bir şarkı, bir koro. Bakın yazıyorlar siz nasıl vicdansızsınız akan kanı görmüyorsunuz. Sen dön kendi ülkene bak. Televizyon seyretmiyor musun? O tekme senin çocuğuna gelse, o Ali İsmail’in, o garibanın orada tekmelenerek vahşi bazı mahluklar tarafından öldürülmesi senin çocuğuna uygulansa ne yapacaksın sen?

Yaşar Okuyan: 11 tane gencecik insan gözünü kaybetti.
Haluk Koç: Kaç tanesini hastanede ziyaret ettik biliyorum.

Yaşar Okuyan: Yani 8 bin 400 küsur insan yaralandı.
Haluk Koç: Kaç tanesi tutuklu saçma sapan nedenlerle. İşte bu diktatörlüktür. Ne kadar reddederse reddetsin bu simülasyon filan değil, bu benzetme filan değil, yansıtma değil, projeksiyon değil. Bu düpedüz diktatörlüktür. İşte sen böyle bir baskıcı rejimin uygulayıcısı olarak medyayı kontrol altına alırsın. Medya hem kendini kontrol eder, hem sen kontrol edersin. Artı sokakta duran adamdan korkarsın, boyanan merdivenden korkarsın, renkten korkarsın, spor tribünlerinden, taraftarlardan korkarsın, üniversiteden korkarsın. Her şeyden korkarsın. Yediğinden içtiğinden korkarsın. Şunu da bil kendi partin içinden de kork. Çünkü bir fetret dönemine gidiyorsun. Senden sonrasının hesapları yapılıyor.

Yaşar Okuyan: Şimdi polisten korkuyor bakın dikkat buyurun.
Haluk Koç: Ben polisinde vicdanının olduğuna inanıyorum.

Yaşar Okuyan: Başbakanlık korumayı emniyet teşkilatından alıyor MİT’e veriyor. Şuanda o hazırlık var. Bu emniyet teşkilatına hakaret değil midir? Yani oranın koruma müdürünü aldın görevden şu veya bu sebeple. Bir seferde değil. Benim bildiğim kadarıyla 5 sefer koruma müdürünü değiştirdiler Başbakanlık. Şimdi siz emniyet teşkilatından tümden alıyorsunuz Başbakanlık korumayı MİT’te yeni bir kadro oluşturup oraya veriyorsunuz. Bu bir Başbakanı, o zaman bence şunu yapsın Başbakan. Toplasın kendi sülalesini onları bir eğitsin meğitsin en iyi Başbakanı o korur.
Haluk Koç:  Bakın kaç tane polisle konuştum ben yüreği kan ağlayan ne kadar polis kardeşimiz var biliyor musunuz? Yani bu işlere emirle tayin edilmekten sıkılan, yani bunu kabul edemeyen ama geçim kaynağı, memuriyeti, biliyorsunuz kendi kuralları içerisinde çalışan.

Yaşar Okuyan:  Ben İstanbul’da bu gezi eylemleri sırasında aşağı yukarı bir seferinde 3 gün kaldım, sonra 4 gün geldim burada da. İnanın birçok orada hem polis olarak, çevik kuvvette görev almış insanlar, hem de onların başlarında yöneticisi olarak yani orada geldiler yanımıza sohbet ettik. Yani inanın, ha içlerinde sadist var.
Haluk Koç: Var tabi. Her meslek grubunda var. Doktorlarda da vardır, avukatlarda da vardır, siyasetçilerde de vardır.

Yaşar Okuyan: Ama orada önemli bir çoğunluk polis teşkilatında gerçekten vicdanları sızlıyor.
Haluk Koç: Aynısını yaşadım. Sayın bakanım bakın, terörle mücadele dairesinin bahçesinde bu 1 Haziran eylemleri sırasında benzerine tanık oldum. Yani müdürlerin odasında, yani nasıl yapsak da bunları atlatsak, yani büyük baskı altında olan polis memurlarını ve amirlerini gördüm. Yani korkunç bir şey.

Yaşar Okuyan: Birde diyor ki, bana diyor diktatör diyorlar diyor, ben diyor diktatör olsam sallandırırım diyor.
Haluk Koç: Ne sallandırıyorsun sen? Neyi sallandırıyorsun?

Yaşar Okuyan: Başbakan olarak zaten sen sallandırırım diyorsan işte bu senin diktatörlüğünün kendi ağzından ifadesidir. Hiç demokrat bir insan, demokrasiye içtenlikle inanmış bir Başbakanlık koltuğunda oturan birisi sallandırırım lafını, neyi sallandırırsın, çarşafımı sallandırıyorsun. Bu tabi cumhuriyet tarihinin en karanlık, en riskli dönemini yaşıyoruz.
Haluk Koç: Abartmıyoruz ve öyle bir iklim oluşturuldu ki yurttaşlarımızda zaman zaman şikayet ediyor. Efendim daha çok sesiniz çıksın, daha çok. Şimdi öyle bir iklimdeyiz ki, şimdi ben Cumhuriyet Halk Partisinin, Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkan Yardımcılığının yanı sıra Parti Sözcüsüyüm. Ne söylediğini de hasbelkader bilebilecek düzeyde bir insanım. Ana Muhalefet Partisi adına açıklamalarda bulunuyorum Sayın Okuyan. Benim muhatabım Hüseyin Çelik. Bırakın diğer kanalları devletin TRT’sine geleceğim. Bunu TRT Genel Müdürüyle de telefon açıp konuştum. Sayın Hüseyin Çelik hükümet sözcüsü olsa anlarım. Parti sözcüsü bakın. Açıklama yapıyor 35 – 40 dakika ne söylerse, TRT Haber, TRTTÜRK ve bazı TRT kanallarından canlı yayınlanıyor. Siz Ana Muhalefet Partisi adına 3 dakika, 5 dakika yok böyle bir şey görmüyorlar. Bu kamu kaynaklarıyla yayın yapan bir kuruluş.

Yaşar Okuyan: Esad’a karşı çıkıyor Baas Partisi dönemi işte. Şuanda AKP’nin Baas partisinden ne farkı var?
Haluk Koç: Hiçbir farkı yok. Parti devleti, polis devleti ve ondan sonra demokrasi nutukları atıyor. Bir yerlerde demokrasi için ağlamalara kalkıyor. Bırakın bunu aklı başında olan hiç kimseye anlatması mümkün değil.

Bakın ben AKP içerisinde bunu 1 Mart 2003’te biz yaşadık. Öncesi ve sonrasında yaşadık. Hatta 2002 ile 2007 arasında 22. Dönemde görev yapan, şuanda milletvekili olmayan önemli sayıda AKP milletvekiliyle ben dostluğumu sürdürüyorum. Zaman zamanda açıklamalardan sonra, televizyon programlarından sonra istişarelerimiz oluyor. O kadar sağduyulu yaklaşıyorlar ki. Bugün gidilen yolun yanlışlığını çok açık, net tespit edebiliyorlar. Şimdi bugün 326 kişi gözü kapalı bir şekilde bütün uygulamalara sorgulamadan tam bir biat kültürü içerisinde bir sonraki dönemde tekrar şans elde edebilmek için 3 dönemi dolduysa da başka bir siyasi pozisyon elde edebilmek adına milletvekilliği dışında biat etmiş bir kitle.

Yaşar Okuyan: Ama şimdilik.
Haluk Koç: Şimdilik ama yani Türkiye’de parlamenter demokraside böyle bir çoğunluk var. Şimdi meclisi toplayalım. Bakın, ABD, İngiltere’de daha önce oldu. ABD’de olacak. Yani Türkiye’de bu süreci parlamentoda tartışsın. Hiç unutmayın yurttaşlarıma da bir şey hatırlatmak istiyorum. Geçen sene 14 Ağustos 2012 Türkiye artan terör eylemleriyle ve Suriye’de Türkiye’ye dönük bir takım riskler meydana gelmesi nedeniyle siyaset gerilmişti. Biz TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdık. 110 milletvekiliyle bunu yaptık. Ama meclisin toplanabilmesi için 184 kişi gerekiyor idi. Diğer muhalefet partilerimiz ve iktidar partisi o toplantı çağrısına icabet etmediler hatırlıyorsunuz. Bugünde aynı, bakın çıt yok. Cumhuriyet Halk Partisinin sayısı 132. Toplantının açılabilmesi için 184 kişi gerekiyor. Hala tutturmuş 4 Ekim’de süresi bitecek olan tezkerenin ki çıkarılış amacı çok farklıydı. Düşen jetimiz sonrasında birde Ceylanpınar’da bir iki sınır tacizi sonrasında Türkiye meşru müdafaa hareketi çerçevesinde önlem almasına dönük bir talep idi. Şimdi doğrudan savaşa gitmek için bu geçerli diyor. Bakın bütün iktidar sözcüleri söylüyor bunların içerisinde hukukçular var. Yani bu kadar mı bir kişi söylediğinde basmakalıp hemen altındakiler fotokopi gibi aynı görüşleri ifade edebilecekler. Anayasal olarak 4 Ekim’de süresi bitecek geçen yıl çıkartılan tezkere eğer başımızı belaya sokacak bir adım atma niyetiniz varsa ise bunu engellemek için üstümüze düşen her şeyi yapacağız. Ama size anayasal meşruiyet vermiyor. Bu da çok açık.

Yaşar Okuyan:  Şimdi ben yanlış şey yapmıyorsam bugün gazetelerde vardı sabahleyin alelacele 23 gazeteyi birden böyle hemen tarıyoruz. Burhan Kuzu’nun da itirazı var. Bakın bugün gazetede vardı. Bilmiyorum yanlış mı şey yaptım.
Haluk Koç: Düşük volümlü itirazlar.

Yaşar Okuyan:  Tamam ama yani bu şartları farklı olduğu anda tabi onu biraz kıvırarak şey yaptı. Mutlaka meclisin yeniden tezkere çıkartması lazım filan. Şimdi yani siz Amerika, adam diyor ki bende yetki var. Evet oradaki sistemde var.
Haluk Koç:  Şimdi o sürece de gelelim. Şu koalisyona bir bakalım. Bakın, şimdi öncelikle şunu söyleyeyim. Uluslararası camianın uluslararası sözleşmelerle kendini bağladığı bazı gerçekler var. Kimyasal silah, biyolojik silah, nükleer silah kullanılması insanlık suçudur. Bunun mutlaka bir yaptırımı olmalıdır. Bu kesin. Bunu herhalde kabul etmeyecek hiç kimse yok. Şimdi Suriye’de Şam yakınlarında kimyasal silah kullanıldığına ait iddialar ortaya kondu. Değişik cephelerden, değişik enformasyon yani değişik bilgiler aktı ve herkes kafasındaki mevcut stratejiye göre sorumlu tespit etti, tayin etti. Devletin resmi haber ajansı İsrail ………… gazetesinden yani Mosat’ın sitesinden aldığı haberi Türkiye’ye ve dünyaya servis etti. Türkiye’nin son dönemlerin yıldızı sayılabilecek Dışişleri Bakanı da bu aktarma bilgiyle bütün dünyaya Türk Dışişlerinin pozisyonunu açıklamaya gayret etti. Bunlar dün oldu.

Şimdi diğer ülkelerde nedir durum? Herkes kimyasal silah kullanıldı ise bunun bir yaptırımı olsun.

Yaşar Okuyan:  Burada bir parantez açabilir miyim? Sizin elinizde belge nereden var, bilgi var?
Haluk Koç: Sizin dediğiniz?

Yaşar Okuyan:  Türkiye hükümetine söylüyorum. Sizin elinizde nereden? Efendim MİT istihbarat yaptı diyor.
Haluk Koç:  MİT’in istihbaratıysa yani…

Yaşar Okuyan:  Hayır yani. Sonra siz niye kraldan fazla kralcısınız? BM’nin heyeti orada inceliyor.
Haluk Koç:  İşin tarafısınız.

Yaşar Okuyan:  Benim endişem ne biliyor musun Haluk bey.
Haluk Koç: Adana’da yakalanan gazları söylüyorsunuz sarin gazlarını. Haklısınız.

Yaşar Okuyan:  Bunun Türkiye’yle ilişkisi, Türkiye’nin bilgisi dahilinde oraya aktarılması sözkonusu gündeme gelir ve şey olursa bunun acısını Türkiye yüzyıllar boyu taşır.
Haluk Koç:  Sadece kendileri değil hepimiz böyle bir ağır, korkunç bir şey. Gözü dönmüşlük her şeye vesile olabilir. Umarım dediğiniz boyutta bir vahametle karşılaşmayız.

Şimdi gelelim İngiltere açıklama yaptı. Almanya Dışişleri bakanı koalisyon ortağı açıklama yaptı. Holand ve Fabius Fransa’daki Dışişleri bakanı açıklama yaptı. Şimdi bir mercek altından bakalım. Fransa’yı bir kenara koyuyorum. Çünkü Fransa’nın Magrep ülkeleriyle ve Suriye’yle tarihsel emperyal ilişkisi var. Magrep ülkeleriyle biliyorsunuz Fas, Tunus, Cezayir boyutunu. Suriye’yle de birinci dünya savaşı sonrasındaki emperyal bölüşümde Irak, Ürdün İngiltere’ye, Suriye Fransa egemenliğinde hatta bizi ilgilendiren Güneydoğu Anadolu bölgesi, Urfa, Maraş, İskenderun, Adana hala yaşı 90’ın üzerinde olup Fransızca bilenler vardır o bölgede biliyorsunuz. Yani Fransa’nın bu bölgeyle ilgili kendi beklentisini kendi tarihsel geçmişinden çıkartmak mümkün.

İngiltere’ye gelelim. Muhafazakar parti başkanı Cameron başbakan önce bir açıklama yaptı hemen karar veriyordu koalisyon içerisinde. Daha sonra İngiltere’de kamuoyu sorgulamaya başladı olayı. Demin bizim masaya yatırdığımız noktalarda evet bir silah kullanıldı ama bunun kimin tarafından kullanıldığı bir netlik arz etmiyor. Her türlü provokasyona açık bir süreç. Bakın iç savaşlar, iç çatışmalar Yaşar bey, dünyanın en ahlaksız, en kuralsız, en kabul edilmez savaşlarıdır. En acımasızdır çünkü insan değeri yok tanık oluyoruz fragmanlarda biliyorsunuz yansıyanlara. En kuralsızdır savaşında bir namusu var o gözetilmez. En acımasız, en kuralsız, en ahlaksız savaşlardır. Şimdi kimin ne yaptığı, ne yapıp da kimin üzerine attığı belli olmayan bir süreç. İngiltere bunları sorgulamaya başladı ve parlamentoya geldiğinde İşçi Partisi liderinin çok önemli bir konuşması var. Yani İngiltere halkını Irak’ta yaşananlardan sonra sahte istihbarat raporlarına dayanarak oluşturulan kamuoyu ve ondan sonrasında yaşananlar boyutunda sorgulamaya davet etti. Ve ciddi tartışmalar oldu gece yarısını çok belli zaman geçe bir oylama yapıldı ve 13 oyla bizim 1 Mart 2003 tezkeremiz gibi İngiltere’nin bu süreçte Suriye’deki bir müdahaleye taraf olmaması karara bağlandı. İngiltere bu şekilde kendi iç kamuoyunun baskısıyla ve parlamenter denetimle geri çekildi. Fransa önce Dışişleri Bakanı ve Holand tarafından demin onların eski geçmişten kalan baki duygularını da söyledim. Bir takım açıklamaları oldu. Bakın Holand sosyalist partiden seçildi. Yanında da yeşiller var oldukça önemli bir oy oranına sahip. Radikal sol gruplar var ve bütün bunların oyuyla seçildi Sarkozy’nin maceraperestliğine karşı. Yani tek adamlık arayışına karşı, otoriter yapısına karşı sağdan da oy alarak seçildi Fransa’da. Dengeler o şekildeydi son Mayıs’ta.

Şimdi bakıyorsunuz Fransa …………. yapmaya başladı. İnanılmaz sosyal medya baskısı var. Hem sosyalist partiye, hem Yeşillere, hem Holand’a. Dışişleri Bakanı açıklama yapmamaya başladı. Yani koalisyonun o kanadı da düşmeye başladı. Kerry’nin açıklamaları oldu.

Yaşar Okuyan: Ona reklamlardan sonra devam edelim.
Haluk Koç:  Amerika boyutunda devam edeceğiz. Bizimkilerin nasıl cami avlusuna terk edilmiş çocuk gibi yine yalnız kaldıklarını uluslararası boyutta anlatarak ortaya koymaya çalışalım.

Yaşar Okuyan: Amerika’da kalmıştık. Suriye meselesini Amerikan kongresi ve Obama’nın şeyi. Buyurun devam edin.
Haluk Koç:  Fransa’yı özetledik, İngiltere’yi anlattık, Almanya’nın kendisini geri çektiğini bir açıklama yapmadığını, hatta Türkiye’deki konuçlandırdıkları petriot füzelerinin bu süreç içerisinde kullanılmasının kendilerini doğrudan olaya müdahil göstereceği kaygısıyla bir karşı koyuşlarını da gözledik. Gelelim Amerika’ya. Biliyorsunuz BM denetçileri bağımsız çalışan, BM Genel Sekreterine bağlı olarak çalışan bir heyet. Bunlar incelemelerini yaptılar ve dün saban itibariyle Suriye’den ayrıldılar. Baktığınız zaman bundan sonrasında biyolojik silah kullanıldığına, kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığına dair raporlarını sunacaklar ama bu raporlar içerisinde bu silahların kim tarafından kullanıldığına dair bir belirleme olmayacak doğal olarak. Onlar sadece silah kullanılıp kullanılmadığını tayin edecekler ve bunları raporlarına yansıtacaklar. Şimdi ABD’nin daha önce çizdiği bazı kırmızı çizgiler var. Bunların arasında da kimyasal silah kullanımı karşısında tavır koyacaklarına dair bir açıklama var. Dışişleri Bakanı John Kerry yaptığı açıklamada çok radikal ifadeler kullandı. Daha sonra dün Başkan Obama’nın yaptığı bir açıklama var. Onu çok iyi tahlil etmek gerekiyor. Şimdi ABD her ne kadar başkanlık sistemi de olsa başkanın tek başına kendi yakın danışma heyetiyle beyaz sarayda karar verme yetkileri de olsa sonuçta kendi içinde demokrasiyi kendi koşullarına göre yaşatan bir ülke. Başkanın dünkü açıklamaları çok ilginçtir. Ben bugün tarafgirlikleriyle ünlü önemli günlük medya organlarımıza baktım Başkan Obama’nın açıklamaları küçük kareler halinde altta yer alıyor. Ama bir gün önce Kerry’nin yaptığı açıklamalar büyük puntolar ile başlığa taşınmıştı. Tabi bunlarda günü geldiğinde herhalde medya etiği bakımından biz zamanında nelere tevessül etmişiz ya da nelerin içinde olmuşuz tarzında mutlaka medya dünyasında da bir eleştiri konusu, değerlendirme konusu…

Yaşar Okuyan: Olmaz olmaz.
Haluk Koç: Yarın gelecekler yeni ağalar mı olacak?

Yaşar Okuyan: 28 yıllık gazetecilik geçmişim var onu söyleyeyim. Her dönemde iktidara yalakalık yapan, menfaatlenen medyalar olmuştur. Medyanın bir bölümü. Bir bölümü de dik durmaya çalışmıştır veyahut ters noktada. Hiçbir dönemde medyanın şuandaki gibi %80 – 85’inin doğrudan doğruya. Yani A’dan Z’ye muhabirin yazdığı habere kadar 12 Eylül ihtilal dönemi dahil, 12 Mart dönemi dahil, sıkıyönetim komutanlıklarının bildirilerine rağmen yayın yapılan dönemler dahil hiçbir dönemde böyle bir şey görmedim. Bunlar yalakalık. Bu öyle yanlış filan yazmıyor. Bu yazan, çizen bu gazeteci filan filan değil. Bunlar yalaka.
Haluk Koç: Evet siz öz Türkçeyi benden daha iyi kullanıyorsunuz.

Yaşar Okuyan: Bunlar gazeteciyse ben gazeteci filan değilim. Bak hala benim mesleğim olarak gazeteciyim. Ben bakanken de mesleğimi çünkü gazetecilikte ben 17 yaşından itibaren bu mesleğin içinde oldum. Gazeteci olmak benim için çok ayrı bir şeydi, emekti, terdi. Basın kartını aldığımda hatırlıyorum böyle göklere uçmuştum o zaman.
Haluk Koç: Taraf tutabilirsiniz, bir görüşünüzde olabilir ama vicdanlı olmak zorundasınız.

YaşarOkuyan: Bunların %80’i, 90’ı yalaka. O yazar çizer takımı entel dantel geç onları. Bunlar yalaka. Yarın iktidar değişikliğinde ilk bu yalakaların bir bölümü hemen anında…
Haluk Koç: Valla arşivler unutulmaz herhalde. Dünyada örneği yoktur herhalde Bangladeş ya da Papua Yeni Gine’de ya da Mozambik’te filanda yoktur. Aynı gün 6 gazetenin aynı büyüklükte, aynı manşetle çıkması. Bunu söylemeye çalışıyorum. Yani manşet o gazetenin, o yayın organının yayın kurulunda değil, ya iktidar partisinin basın bürosunda ya da Başbakanlık basın takip kısmında ayarlanıyor vs.

Yaşar Okuyan: Manşet aynı olur mu? Bakın içeriğini 12 Mart döneminde yaşadık, 12 Eylül dönemini yaşadık ihtilal dönemleri. Size şey koyulabilir oradaki bir bildiri filan. Sıkıyönetimin bildirisi bile başlığı aynı anda çıkmazdı. Farklı, yani o okunur her gazete kendine göre bir başlık atardı. Sıkıyönetim komutanlığının işte 14 nolu bildirisinde şöyle denildi. Bu sizin bahsettiğiniz şey devamlı tekrarlanıyor. 6 tane, 7 tane, 8 tane, 10 tane gazete manşeti aynı olur mu?
Haluk Koç:  İşte onu söylemeye çalışıyorum. Yani şeye alışığız da sosyete haberlerinde aynı gecede aynı elbiseyi giyip pişti olan sosyete önde gelenlerine. Ama siyasi haberlerde Türkiye’de basın olarak kendini takdim eden kuruluşların aynı başlıkta çıkması oturup önce kendilerini sorgulamayı gerektirir. Onu yapacak vicdan, onu yapacak objektivite herhalde sizin de dediğiniz gibi yok.

Yaşar Okuyan: Şimdi peki niye kraldan fazla kralcı gidiyor sizce?
Haluk Koç: Siyaset, ticaret, medya iç içe artı bunların kurdukları iktidar düzeninde biliyorsunuz bir toplumu kafalarına göre dönüştürme projesinin en önemli ayağı medyayı tarafsız olmaktan çıkartıp kendi amaçlarına uygun yayın yapar hale getirmek strateji. Yani herhalde okyanus ötesinden de bu şekilde talimatlandırıldılar ve önce medyayı kendine bağlayacaksın, önce kamuoyu oluşturacaksın, dezenformasyon yapacaksın, kendine uygun fikirleri sürekli yazılı ve görsel medyadan topluma enjekte edeceksin, yayınlayacaksın gece gündüz. Yani kahvede oturuyor sade yurttaşımız. Bakıyor o televizyon onu söylüyor, bu televizyon bunu söylüyor demek ki bu doğru diyor. Ondan sonrada yani bugün vardı yine sosyal medyada mı bir gazetenin başyazısında galiba. Taş bulsa üzerine çıkıp konuşmayı marifet sanan bir Başbakanın olduğu ülkedeyiz kavşak açılışında konuşur, market açılışında konuşur, konut anahtar tesliminde konuşur. Açtığı tesisleri bir daha açarken yine konuşur. Yani yeter ki bir konuşma gerekçesi olsun. Kendi teşkilatıyla konuşur, ekmek ununun nasıl olacağına dair toplantıda konuşur, postacıların gününde konuşur. Ve bunlar Türkiye’deki bütün kanalların canlı yayınlarını kesip tümünü başından sonuna içindeki bütün çelişkilerle beraber bütün toplumu ötekileştiren, toplumu kamplaştıran, bir kısmını görmezden gelen, milli iradeyi sadece kendilerinin aldığı oyla ölçen, kendilerine verilen destekle sınırlı olduğunu kafasına koymuş bir Başbakanın bütün konuşmaları topluma bu şekilde yansıtılır.

Bakın Sayın Okuyan ben çift kutuplu dünyada Bulgaristan, Yugoslavya, Macaristan, Romanya gibi o zaman Demirperde olarak adlandırılan ülkeleri lise çağındayken otostopla gezmiştim ve çok ilginçti. Sınırdan girdiğiniz andan itibaren o ülkenin liderinin büyük bilbordlarda resimleri, bez afişler, her taraf slogan, her taraf devlet başkanını şey olarak algılatan yine aynı şekilde ikinci dünya savaşı belgesellerinden görüyoruz işte İtalya’da, İspanya’da, bilhassa işin kalbi Almanya’da dönemin faşist diktatörlerinin söylemleri, propaganda araçları, kendilerinin ifadeleri, topluma yön verme, topluma ayar verme yönündeki davranışları. Bütün bunlar unutulmadı. Şimdi Türkiye’de böyle bir manzara var. Sokağa çıkın bugün Ankara’da 30 Ağustos Ankara’nın belediye başkanı bir tarafta da Tayyip Erdoğan, 30 Ağustos sanki onların kendilerinin kazandığı…

Yaşar Okuyan: Çifte zafer diyor. Alt tarafı 14 km bulvar açtın. 30 Ağustos’ta diyor çifte zaferi kutluyor. Öbüründe kan kan, şehit kanı.
Haluk Koç: Onu söylemeye çalışıyorum. O kadar acı ki.

Yaşar Okuyan:  Utanmadan sen bu 14 km alt tarafı bir bulvar yapmışsın bunu 30 Ağustos zafer bayramıyla eş değer hale getiriyorsun. Birde o Afyon’da bir milletvekili var AKP’nin Halil Ürün denilen adam. O da iyi dinlesin beni. Hiç mi utanma sende yok, hiç mi vicdan yok, hiç mi Allah korkusu yok. Ne bu diyor hep tören tören nereye kadar diyor. Cehennemin dibine kadar.
Haluk Koç: Valla ağzınıza sağlık demem gerekiyor.

Yaşar Okuyan: O topraklarda hem de Afyon’da. Her attığın adımda bir şehidimizin kanı var. O Afyon milletvekili milletin vekili filan değil. Yani küresel güçlerin adeta sözcüsü gibi hep tören tören diyor. Git evine yat uyu kardeşim sen mecbur değilsin.
Haluk Koç: Onu söylemeye çalışıyorum. Yani istekli olarak katılmayabilir, yani yoruluyor ise törenlerden, böyle günlerin anılmasından rahatsız oluyor ise kafalarında çizdikleri Türkiye muhayyelesini tekrardan rahatsız eden bir görev olarak görüyor ise katılma kardeşim git evinde otur. Kahvemi içeceksin, fal mı bakacaksın, yatacak mısın, zıbaracak mısın ne yaparsan yap. Ama kalkıp da Türkiye’nin ortak duygularıyla, bakın bu dönemde yapılan en önemli sıkıntılardan bir tanesi de Amerika’da kalmıştık ama konu başka yere geldi. Yani en önemli bir olayda bunu Başbakanda temcit pilavı gibi kullanıyor. Türkiye’nin ortak tarihinden husumet çıkartmak. 1930’lar yani cumhuriyet kurulmuş, yokluklar içerisinde kurulmuş, dünya ekonomik bunalımı yaşanıyor ve Türkiye kendi milli sermayesini üretememiş, ortaya koyamamış bir ülke. Hem savaşın yaralarını sarıyor, hem gelecek fırtınalara karşı ikinci dünya savaşının ayak sesleri var. Faşizm kol geziyor Avrupa’da. O sırada ülkesinin yaşadıklarından da ders çıkartarak ayakta kalmasını sağlamaya dönük bir takım önlemler uyguluyor.

Şimdi bu dönemi o dönemin koşulları hiç dünyada vaki olmamış gibi, gerçekleşmemiş gibi, sanki bugünkü koşullar varmış gibi ikide bir okumuş olsa hiç üzülmeyeceğim. Hazır basmakalıp, temcit pilavı gibi kendi ideolojisine uygun bir tarzda alıp ortak tarihimizden husumet çıkartarak ikide bir o dönemin her türlü sorumluluğu üstlenmiş Türkiye’yi bugünlere taşıyan o kahramanlara, o insanlara dönük en ağır hakaretleri dile getiren bir Başbakanın Afyon milletvekili de bundan farklı olmaz herhalde.

Şimdi bakın birinci strateji buydu medya. Medyayı bir şekilde ele geçireceksin. Bunun ticaretle iç içe olması çok daha iyi. Daha kolay yularını tutarsın. Bu tabirde bana ait değil. Başbakanın kullandığı tabirleri söylüyorum medya için.

İkincisi, kafandaki strateji Türkiye’de uygulayabilmek için her ülkede olduğu gibi o ülkeyi bugüne taşıyan ortak tarihte yer alan ortak kahramanları sorgulamaya alacaksın. O kahramanların gerçekte söylendiği gibi değil, aslında ülkede eza, cefa çektirdiklerine dönük her türlü propagandayı yaptıracaksın. O koşullar yaşanmamış, benim rahmetli babam 3 yıl 41’le 44 arası Posof’ta her gece arkadaşlarıyla helalleşerek askerlik yapmış anlatırdı rahmetli. Sabah Stalin gelecek hepimiz öleceğiz diye. 3 yıl geriye dönmeden, izin kullanmadan. O kuşaklar sağ kaldılar ki biz olduk. Aynı şey Sayın Başbakan içinde geçerli. O dönemde alınan önlemler sayesinde babası hayatta kaldı ki bugün Türkiye’de bu görevi yapabiliyor kendisi, yaşayabiliyor. Aynı doğumludur benimle çünkü. Şimdi bu kahramanları yavaş yavaş bu dezenformasyon süreci içerisinde, bu karalama kampanyalarıyla hain ilan etme, o dönemin tescilli, sicilli işbirlikçilerini yavaş yavaş mazlum, mağdur bir sonraki kademede de o dönemin gerçek kahramanları olarak sunma gayreti. Bunları yaşıyoruz hep. Bir kampanya şeklinde sürüyor. Yani bir ulus, bir ülke, bir millet kendi içerisinde aynı bir ağacın içine giren kurt gibi kendi içinden bu şekilde çürütülmeye çalışılır. Aslında nelere sebep oluyorlar. Bugün AKP içerisinde bu ülkeyi seven, yüreği bu ülke sevgiyle atan birçok arkadaşımız var bunu ben biliyorum. Oy veren yurttaşlarımız, kardeşlerimiz arasında da bununla iyi olacak düşüncesiyle oy kullanmış, tercihini bu şekilde geliştirmiş milyonlarca yurttaşımız var. Ama bu kaygıları söylediniz diye bir ideolojik pencereden girip yani 100 yıldır süren çeşitli kutuplaşmaların bugün Tayyip Erdoğan eliyle Türkiye’nin kendi özünden intikam alma noktasına taşınmasına herhalde onların vicdanında bir karşı çıkıyordur. Buna inanmak istiyorum. Yoksa biz bundan sonrasında tarih bakın hep milletleri sınava çekiyor Sayın Okuyan. Bunun örnekleriyle dolu yakın tarihimiz, dünya tarihi. Şimdi Türkiye kurtuluş savaşı, sonrası, ikinci dünya savaşı, öncesi sonrası 1960’lar, soğuk savaş dönemi, 80 – 80 sonrası tek kutuplu dünyada yer alma, küreselleşme boyutunda Türkiye. Baktığınız zaman çeşitli sınavlardan geçti. Ama bugün belki de kurtuluş savaşından sonra en kritik sınavına giriyor. O yüzden AKP’ye oy verip bugünkü gidişte yani bunlarında aşırı gittikleri, ben bunlara oy verdim, destek verdim ama kardeşim ne oluyoruz, ne oluyoruz da bu savaş rüzgarları Türkiye’ye geldi. Ne olursa olsun Suriye’de bakın nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Esat kalsın, gitsin o gelsin bu gitsin. Sonuçta ne olacak? Türkiye’ye husumet besleyen, belki de bu yüzyıllar sürecek olan bir topluluk kalacak orada. Biz gideceğiz, Tayyip Erdoğan’da yıkılıp gidecek. Hepimiz bu dünyayı da terk edeceğiz. Ama bizden sonraki kuşaklara bir bela bırakıyoruz, komşularıyla husumet bırakıyoruz.

Yaşar Okuyan: Suriye, Irak, bir taraftan da bu PKK belasını…
Haluk Koç:  Aynı şekilde.

Yaşar Okuyan: Süreç. Ne o süreci? Barış süreci. Analar ağlamasın.
Haluk Koç: Şimdi oraya gelmeden şu Amerika kısmını bitirelim. Şimdi Obama Kerry’nin açıklamasından sonra dünkü söyleminde Pavıl stratejisinin daha sonra kendi itiraflarında da yer aldığı üzere Irak’taki. O yanlış rapor ve dünya kamuoyunun aldatıldığı, yanlış istihbarat verilerinin kendilerini ne duruma getirdiğini anlatan sözlerini çok iyi inceleyerek bir konuşma hazırlamış. Evet benim ABD yasaları içerisinde başkan olarak böyle bir harekatı başlatma yetkim var. Kimyasal silah kullanımıyla ilgili ABD’nin kırmızı çizgisini de ifade ettim. Fakat böylesi bir girişimde tabi bu İngiltere kararından, parlamento kararından Almanya ve Fransa’nın ipe un sermesinden sonra söyleniyor. Mutlaka Amerikan halkının temsilcilerinin bulunduğu kongrenin onayını almak zorundayım diyor.

Yaşar Okuyan:  Amerika’da yapılan kamuoyu araştırmasında %9. Destekleyen %9.
Haluk Koç:  Aynen. Çünkü Amerikalılar Vietnam’ı yaşadılar. Yani biz ABD’nin Pentagon patentli stratejilerini, sömürü çarkını, bunları hep söylüyoruz ama ABD’de yaşayan sade yurttaşları bunlardan uzak tutarak söylüyorum. Bizim gibi insanlar, dünyayı gören, bakan, vicdanı olan, ailesi olan, dünyadaki dramlara kendi ülkesinin sebep olduğu sabıkalara ortak olmak istemeyen milyonlarca Amerikalı var.

Şimdi Obama’nın yaptığı açıklama budur. Başbakanın öyle vur kaç olmaz kardeşim girdin mi tam halledeceksin diyor. Neye sebep olacaksınız? Sonrasını hesap edebiliyor musunuz? Bu sürecin sonunda biz kendi boyutlarımızda ele alalım.

Bakın, Afganistan şuanda bütün radikal terör örgütlerinin sığınağı, merkezi durumunda. Afganistan’a hemen 2001 ikiz kuleler olayından sonra müdahale edilmişti. Halledebildiniz mi 2001 – 2013 12 senede? Irak keza. Irak’ta günde 100’den fazla ölüyor. Kimsenin ne ağladığı var, ne sorguladığı var.

YaşarOkuyan: Geçen ay rakamı hem BM açıkladı, hem de oradaki bir kuruluş. 1170 kişi. Bunun 200’den fazlası da yani insan olduğu için hepsi de üzüntümüz. Bizim kendi öz kardeşimiz Türkmenler. Şimdi bu devam ediyor.
Haluk Koç: Sayın bakanım, işte onu söylemeye çalışıyorum çok acı. Obama bütün bunlardan ders almış durumda. Şimdi temsilciler meclisi. Obama’nın konuşmasından önce Temsilciler Başkanı bir mektup yazıyor. Bu mektubun detayı yok. Bu mektupta anladığım kadarıyla adım atarken ikaz ediyor. Şimdi ABD yarın öbür gün getirmeyecek bunu temsilciler meclisine. Tatil deniyor, şu deniyor, bu deniyor erteleniyor. Dikkat edin bugünkü bizim tabldot basına. Obama’nın konuşmaları küçük. Eğer dün Obama tek başına yetki kullanıyorum harekat emrini şu gün başlatıyorum dese bütün gazeteler manşetten çıkacaktı. Yani uluslararası kamuoyuna da bu kadar kendini gülünç duruma düşüren bir yayın politikasıyla iç içeler. Yeter ki Türkiye’deki haşmetmaap sinirlenmesin, üzülmesin, kaygılanmasın. Bütün Türkiye kamuoyu onun kafasına şekillendirilsin. Nereye kadar? Hiçbir yere kadar değil. Bu işin sonu yok.

Geldiğimiz noktada bundan sonrasında ne olur? Eğer böyle bir süreç Suriye’de çok daha fazla iç karışıklığa sebep olur, ondan sonrasında aynı Afganistan’daki gibi, Irak’taki gibi radikal terör unsurları bütün hücreleriyle beraber Suriye topraklarında yeni bir Afganistan yaratırlar. Ve ondan sonra hem bölge ülkelerine doğrudan Türkiye’ye terör ihraç etme durumunda da bulunacaklar ve dünyaya da küresel terör tehdidi oluşturma bakımından bir bela coğrafya haline gelecek. Bu bir.

İkincisi; Türkiye’nin yaşadığı iç sorunlar demin değindiniz. Şimdi bazı mesajlar var ya da yorumlar var. Hep aynı papağanlıkla gidiyor. Efendim Suriye’de çocuklar ölüyor, kadınlar öldürülüyor hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Sızlamaz olur mu? Hepsi için Mısır’daki Esma içinde üzülüyoruz, Suriye’de ölen herkes içinde üzülüyoruz. Ama siz tek yanlı bakıyorsunuz. Irak’ta, Telefer’de, Kerkük’te, bir şehir daha var adını unuttum son dönem katliamların olduğu. Binlerce soydaşımız katliama uğruyor bir gün gözünden bir damla yaş döktün mü? Dökmendin. Vicdanın yok, buralara kapalı. Aynı şekilde bakın Kürt akrabalarımızı da söylüyorum.

Yaşar Okuyan:  Amerikan askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için, muzaffer olmaları için dua eden bir başbakan orada 1 milyon 300 bin Müslüman’ın katlinden bütün manevi ve siyasi sorumluluğu ona ait. Böyle bir Başbakan. Oradaki Müslüman değil mi?
Haluk Koç: Onu söylemeye çalışıyorum. Bakın, daha da geniş tutacağım. Suriye’nin kuzeyinde, Suriye’nin Türkiye’ye komşu olan bölgesinde El Nusra dediğimiz El Kaide bağlantılı en radikal örgütün oradaki bizim sınırımızın bu tarafında olan insanlarımızla akraba, bizimle akraba. Kürt kardeşlerimize dönük yaptığı katliama dönük senin bir kere bir vicdan kırıntısı sergilediğin oldu mu? Türkmen kardeşlerimizde Kürt kardeşlerimizde.

Yaşar Okuyan:  Mesela El Nusra’nın 9 üyesi Ceylanpınar’da yaşıyor. Gitsinler bulsunlar diyor.
Haluk Koç: Onu söylemeye çalışıyorum. Bir Hatay ziyaretimizde Sayın Genel Başkanımızda vardı ayrılırken yani onların diyaloğu bittikten sonra hadsizlik yapmadan Sayın valiye şunu sormuştum daha bütün bu olayların öncesinde geçen yıl Eylül ayında. Sayın valim Hatay’da yabancı uyruklu Hatay’da ev tutup kiralayıp şurada burada kalan yabancı uyruklu kaç kişi var demiştim. Hiç kimse yok efendim dedi. Sonra sokağa çıktık, sivil toplum örgütleriyle, çeşitli önderlerle değişik toplantılar yaptık. Söyledikleri binlerce adres gösteriyorlar, sayı veriyorlar. Ve bunlar hepsi ellerinde silah.

Yaşar  Okuyan: Tayyip Erdoğan’ın tayin ettiği bazı valiler yalan söylemeyi bir vali olarak görev addediyorlar maalesef.
Haluk Koç: Yani böyle bir süreç. Onun için şu propagandayla sürece yaklaşmakta şimdilik kendilerini sınırlı tutan yurttaşlarıma seslenmek istiyorum. Efendim Suriye’de kan akıyor, çocuklar öldürülüyor, kadınlar öldürülüyor hiç mi vicdanınız. Suriye’de her kesimden insan ölüyor. Suriye’de demin söylediğim iç savaşlar en ahlaksız, en kuralsız, en acımasız tarihte örnekleri çoktur savaşlardır. Biran önce bu kanın bitmesi gerekir. Suriye’de her inançtan, her etnik kökenden insanın kalıcı bir demokrasiyle kendi kendilerini yönetir şekilde emperyalizmin kendi coğrafyalarında bir hükümdarlık talebi olmadan kendi kaynaklarıyla kendi ülkelerinde bağımsız yaşamalarını hep beraber isteyelim. Onun için Suriye’de tarafların daha önce CHP’nin önerisinde de vardı biliyorsunuz. Mutlaka bir çerçeve içerisinde diplomatik yollardan bu süreci aşmaları için gayrette bulunması ve Türkiye burada önderlik yapabilirdi. Ama Türkiye aldı gazı en önde gidiyor savaş çığırtkanlığıyla. Türkiye ateşkes çağrısını yaşadığımız değişik dini bayram günlerimiz oldu. Bunları İran’la, Mısır’la bölge ülkeleri olarak dile getirebilirlerdi hem Müslüman hem komşu ülke olma hasebiyle. Yani Amerika ve Rusya’ya çok daha fazla önderlik tanımadan çok daha kolay bir diplomatik abilik, diplomatik yol göstericilik yapabilirlerdi. Şimdi ulusal cephe, özgür Suriye ordusu 5 başkan değiştirdiler. Kimi Suudi Arabistan’ın, kimi Katar’ın, kimi farklı gurupların, kimi bir gün kaldı muhatap. Yani şuanda 5.cisi kimi temsil ediyor. Bir muhatap kalmadı onu söylemeye çalışıyorum. Kim var muhatap? Radikal unsurlar. El Nusra, El Kaide’ye bağlı işte şabiyeler, şunlar bunlar değişik grup. Bunların video fragmanlarında görüyoruz Allah aşkına çocukların benimde içim sızlıyor o şekilde kefenlenmesi, o şekilde öldürülmesi. Ama sokak ortasında insanı yatırıp sırtüstü sorgulayarak, tekbir getirerek kafa kesmeler, adam kurşuna dizmeler. Bunlar hiç mi vicdanınızı sızlatmıyor. Yani tek yanlı bakmayalım. Tek yanlı davranmayalım. İnsanlık dramıyla karşı karşıyayız.

Yaşar Okuyan:  Adamları çırılçıplak soyuyorlar bu militanlar tekbir getirerek kafasına vura vura internete girsinler baksınlar. Birde tekbir getiriyorlar haşa tövbe. Yani Allah’a şirk koşmaktır bunların tekbiri. Bunlar Müslüman filan değil. Şimdi bizim iktidar bütün bunların hamisi.
Haluk Koç:  Onu söylemeye çalışıyorum. Şimdi bütün dünyadan algılananda bu. Yani evet Suriye’de demokrasi olsun, evet Suriye’de akan kan dursun. Peki sen neredesin kardeşim? Ben Suriye’deki iç çatışmanın radikal unsurlarının hamisi pozisyonundayım. Kime ne anlatacaksın derdini? Peki bunların yanında yer alıp sosyal medyada yorum yapanlar işte değişik el işaretleriyle sokaklarda dolaşanlar Allah’ınızı severseniz acı, zulüm neredeyse hepsine beraber karşı çıktık. Tek taraflı Başbakanın özel tarif ettiği zulüm sizin için kınanacak zulüm diğerleri gözümüzü kapatarak görmememiz gereken zulüm. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Allah hepinizi ıslah etsin.

Yaşar Okuyan: Bunların tabi ıslah olacağı yok ta çünkü bunların şeyleri daha farklı. Ama bir şey var orada çok önemli bir hadise. Yani siz Irak’ta 1 milyon 300 bin yaklaşık Müslüman katledildi. 40 binin üzerinde kadının ırzına geçtiler ve Amerikan askerlerinin ırzına geçtiği kadınlardan 30 binden fazla çocuk meydana gelmiş. Şimdi Irak’ın en büyük yaralarından bir tanesi. Ve şimdi orada hatırlayın çok önemsediğim bir şey ben bunu unutmuştum bu yayında Sayın Mehmet Keçeciler hatırlattı ve ondan sonra birçok vesilelerle de tekrarladım. Çünkü zaman geçiyor üzerinde çok basit gibi veya çok detay gibi. Saddam’ı Haluk bey asılmasını hatırlayın. İnternete girdiğinizde de ben ondan sonra tekrar girdim izledim. 5 tane kafaları kar maskeli adam şey yapıyor ve etrafında böyle dans yapıyor adamın. Fakat en önemlisi ki bunların Amerikalı asker olduğu da ifade edildi sonradan. Fakat çok önemli detay şu; şimdi düşünebiliyor musunuz Amerika’nın elinde tutsak, adamı asacaklar. Birisi cep telefonundan çıkartıyor bu olayı çekiyor ve 10 saniye sonra ilahi bir tesadüf bütün dünya televizyonları bunu veriyor. Fakat daha önemlisini söylüyorum. Orada tam boğazına geçirdiler Saddam’ın etrafında gulu gulu dansı yapanlar bir kelime ifade ediyor. Muktedir El Sadr dediği malum Şiilerin en önemli lideri. Saddam kim? Sünnilerin en önemli lideri. Amerika ondan sonra çekildi. Amerika fitneyi koydu…
Haluk Koç: Demin dedik işte emperyalizmin rafından tekrar mezhep şeyi getirildi Irak’ın içine sokuldu.

Yaşar Okuyan: Sen neredesin? Şu fotoğraflar yayınlandı işte esir aldıkları Iraklıları çırılçıplak getirdi köpeklerin üstünde. Yani şu fotoğraflarda ben Başbakana soruyorum bunlarda neredesin sen? Bunlar Müslüman. Bunlara hakaretler yapıldı, bunların üzerine getirildi. Sen neredesin? Bunların hangisinde sen neredesin? Şimdi sen geliyorsun çıkıyorsun ondan sonra burada işte orada çocukları, peki tamamda kardeşim peki bu çocuğumuz bu bizim evladımız 17 yaşında. Bu genç kardeşimiz geziye böyle gidiyor tesadüfen evine böyle gidiyor ve tomadan kurtuluyor. Şuanda bu evladımız beyni karın bölgesine yapıştırıldı yani kafatası orada. Bunu konuşsana sen. Başbakan olmuşsun ötüyorsun, konuşuyorsun. Bunlarda yok Başbakan. Ama işine geldiği vakit işine geldiği noktada işin istismarını yapabiliyor. Ağlıyormuş. O ağladığı vakit ben size söyleyeyim Haluk bey kendine ağlıyor. Ve ben size söyleyeyim ben Başbakanı yakından da tanıdığım için orada bir Sünni Şevki Yılmaz vardı bir zamanlar o tiyatro onun ağlamaları onu istediği dakikada ağlatırdı. Bu ağlarken samimi ağlıyor. Ama bir şey var. O çocuğa filan ağlamıyor. Kendine ağlıyor kendine. Korku öyle bir gelmiş ki Başbakanın ruhuna girmiş. Çünkü yaptığından Allah’ın önünde vereceği hesabı azıcık arada sırada da kafasına geliyor.
Haluk Koç: Mutlaka geliyordur. Yani inançlı bir insanın o tür bir vicdani muhasebeyle kendini sorgulamaması düşünülemez.

Şimdi söyleyeyim, ağlamak insani bir duygudur. Yani ben onu eleştirmiyorum. Zaman zaman benimde gözlerim yaşarır. Sizin de aynı şekilde olur. İnsanız tabi öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki. Ama bunun özel ısmarlama bir mizansen şeklinde, bir siyasi piara dönük sergilenmesi ve servis yapılması kabul edilemez. Bunu ifade etmek istiyorum. Yoksa Başbakanın gözyaşlarına keşke ağlasa Ali İsmail içinde ağlasa. O çocuğun sokak ortasında boyuna peş peşe ardı sıra biliyorsunuz kamera görüntüleri çıktı. Bir takım mahluklar diyorum ben onlara. Yaratıklar tarafından. Yani sokakta bir hayvan yavrusuna dahi bunu yapamazsınız. Ki bir köpeğin bir kenarına bir şey sıkışsa incecik bir çığlığı olur, insanın yüreği kalkar biliyorsunuz. Yani 18 yaşında, 19 yaşında gencecik daha önce kalp ameliyatı olmuş bir çocuğu köşeye sıkıştırıp tekme atan yaratık sen nasıl bir duygu taşıyorsun? Sen şimdi Suriye için bana sokağa çıkıp vicdan sorgulaması yapıyorsan senin dilin tutulsun. Daha ne diyeyim. Abdullah Cömert Hatay’da sokak ortasında öldürüldü. Failleri, suçlamalar ortada. Bir tanesi için bir işlem yapılabildi mi? Ethem şuradan 3 metreden vuruldu. Silah tutulursa artık ateş edilir birde bu sahici mermi atıyor karşısındaki insana. Korkutmak, kendini korumak için değil. O çocuk öldü. Onun annesi, kardeşleri duruyor toprağın altında çocuk. Ve o kişi bakın kamu vicdanına bakın kimse kim, şuanda koruma altında ve tutuksuz yargılanıyor. Güneş gözlüğü, deniz gözlüğü, limon yanında bulunan suç. Şuanda ne için tutuklandığını bilmeyen kendisine bir takım tutuklanma gerekçesi olarak bazı garip gerekçeler icat edilmiş ve demin söylediğim gibi dünyada rastlanmayacak şekilde hukuk garabeti olarak hukuk belgelerinde, fezlekelerinde yer almış suçlamalar var. Bunların kitapları yapılacak ilerde hukuk fakültelerinde okutulacak. Türkiye bir dönemler böyle bir hukuk garabeti yaşadı diye örnekler verilecek. Bunlara siz sebep oldunuz. Adaletin ırzına geçiyorsunuz. Türkiye’de yargıyı yargı olmaktan çıkarttınız. Medyayı medya olmaktan çıkarttınız. Ondan sonra bana diktatör diyorlar, diktatör derlerse diktatörler sallandırır demin dediğiniz gibi. Ne sallandırıyorsun kardeşim? Sen demokrat değilsin. Bu kadar açık. Uygulamalar ortada eylemler ortada. Kafandakiler ortada. Kafanın arkasındaki ideolojik saplantılar ortada. Senden demokrat çıkmaz zorlama. Bir dönem Türkiye’de önemli bir miktarda kalem erbabı işi gücü bıraktılar hatırlarsınız 2002 – 2007 arasında ben grup başkanvekiliydim Sayın Okuyan ve biz statükocu, Türkiye demokratikleşiyor onun önünde engel işte CHP, bizler o zamanki yönetim, o zamanki grup yönetimi, milletvekilleri, envai türlü hakarete yakın saldırıya ve medyaya malzeme yapıldık. Söylediğimiz bir tek şey şu idi. AKP ile demokratikleşilemez. Başbakanın kumaşından demokrat çıkmaz kendinizi kandırmayın. Bugün bu işe soyunanlar gönüllü ya da gönülsüz bugün geldikleri noktaya bir bakar mısınız? İsim vermiyorum. Türkiye’nin değişik yayın organlarında. Şimdi izole edilmiş, dışlanmış, ellerinden kendilerinin ifade edileceği köşeler alınmış, televizyon ekranları karartılmış. Şimdi kendilerini özelleştiri de kısmen mahcup bir şekilde yaparak ifade etmeye çalışıyorlar. Eyvallah yani herkesin bir uyanma saati vardır. Kimisi erken kimisi öğleden sonra uyanır.

Yaşar Okuyan: Bir slogan var biliyorsunuz çok kullanılan bu tip süreçlerde. Susma sustukça sıra sana gelecek. Sıra onlara geldi.
Haluk Koç: Maalesef bu işler böyledir.

Yaşar Okuyan: Şimdi bundan sonrada sıra gelecekler var. Hala ortada kalıp ara sıra yani 10 yazdığım makaleden 8’ine yağ çekip Başbakana ikisini de ya ayıp oluyor bu kadarda yapmaya diyen zevat var.
Haluk Koç:  Bir tanesi vardı şuanda TMSF’nin eline geçen bir gazetede günlük yazı yazıyordu saçı dökülmüş bir gazeteci arkadaş. Başbakanı bir hilafet önderi ve uğruna kurban olunacak bir kişi olarak takdim ediyor. Bu kişi biliyor musunuz işte ben grup başkanvekilliğimin son dönemlerinde ve ondan sonraki birkaç yıl içinde köşesini yazarken CHP’ye hep akıl veriyordu. Efendim CHP olmalı. Nasıl olmalı? Yani şu şekilde olursa iyi olur. Yani bizim çizdiğimiz çizgiler, bizim kafamızdaki bir muhalefet anlayışı. Bunlar bakın, yargıyı, medyayı, Türkiye’nin iş alemini, Odalar Borsalar Birliği, Esnaf Sanatkar Odaları, Türkiye’nin sendikaları, kitlesel konfederasyonları dahil bir kaçı hariç namuslu duran hepsini kendileri olmaya gayret ettirdiler. Şimdi bütün strateji şu; efendim CHP kötü, CHP’den hiçbir şey olmaz, CHP umut vermiyor. Şimdi hep aynı şarkı söyleniyor. Amaç CHP’de bizim istediğimiz gibi olsun. CHP yani ana muhalefet partisi de benim stratejime uygun bir çizgide olursa makbul olur. Şimdi işlemek istedikleri bu. Onun için bu kandırmacalara, bu takiyelere, bu hedef saptırmalara karşı bizler zor ama canımız sıkılsa da, dişimizi de sıksak bu mücadele azmimizi hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz ve şu inancımızı hep sergileyeceğiz. Türkiye AKP’den büyük. Türkiye hele bugün Başbakanlık görevini yürüten kişiden çok daha büyük. Geçmişiyle büyük, bugünüyle büyük, geleceğe vereceği umutla büyük. O yüzden bugünler ebedi değildir. Herkes kazdığı çukurda demokrasi içerisinde nasıl geldiyse öyle gidecektir. Bunu hazmetmesi gerekir. Eylül sendromu, Eylül korkusu, sokaktaki boyanan merdivenden, duran adamdan, piyanodan, bir sosyal mesajdan korkmanın, ürkmenin temelinde bu yatıyor. Evet gideceksiniz. Geldiğiniz gibi gideceksiniz. Ama benim bütün umudum Türkiye’ye daha fazla zarar vermeden, Türkiye’yi uluslararası alanda komşularıyla olan ilişkide çok daha itibarsızlaştırmadan, Türkiye’nin gelecek kuşaklarına komşularıyla ilgili kalıcı husumet mirası bırakmadan biran önce demokratik süreçlerde AKP’nin çekilmesi gerekiyor.

Bunun için yurttaşlarımıza çok büyük görev düşüyor. CHP’yi eleştirebilirsiniz, başka muhalefet partilerini eleştirebilirsiniz, bizim eksiğimiz gediğimiz olabilir. Bunların hepsini kabul ediyorum. Ama yani demokratik süreçlerde AKP’nin geriletilebilmesi için sadece yorum yaparak, yol göstererek değil hep beraber bulunduğunuz yerdeki bakın CHP’nin internet sitesinde e-sandık bölümü var. E sandığa kimlik numaranızla girin. Sorumlu olduğunuz sandıkta 300 kişi oy kullanıyor ise bunları bir sorgulayın fazlası var mı, eksiği var mı? Kendi apartmanını, çevresindekileri yani herkes yurttaş olarak sorumluluğu almak zorunda. Efendim CHP’de bugün 132 milletvekili var, şu kadar belediye var, şu kadar il örgütü var bütün sorumluluk onların üzerinde, biz sadece eleştiririz, sadece şöyle yapın böyle yapın deriz. Sizde bir şeyler yapın. Hep beraber yapalım. Onun için yurttaş ortak duyarlılığını demokratik süreçleri işletme bakımından kullanmalı.

Yaşar Okuyan: Dün biliyorsunuz Sayın Genel Başkan Silivri’ye gitti ve eski Genel Kurmay Başkanı ki maalesef çok ağır bir cezaya da çarptırıldı. O ziyaret hemen tabi bu yine yandaş medya ve AKP tarafından hemen suçlama konusu yapıldı. Ben tam tersine şahsen Sayın Genel Başkanın Silivri’de o İlker Başbuğ’un şahsında bir hukuksuzluğa karşı bu duruşunu hakikaten takdirle karşıladığımı belirtmek istiyorum ve orada sadece Ergenekon davası değil işte Balyoz, şimdi İzmir’de başlayan casusluk bilmem ne filan davalarında buralarda tabi hepsinde maalesef ben birçok davaları izledim sizde izliyorsunuz takip ediyorsunuz. Buralarda vicdanları çok ciddi yaralayan…
Haluk Koç: Ne dediniz, nerede o?

Yaşar Okuyan: İnsan olanın vicdanında çok derin tahribatlar meydana gelen ciddi sonuçlar ve uygulamalar var. Şimdi bu şeyle beraber bunun devamı itibariyle bir şeye de değinmek istiyorum. Sayın Başbakan sizde Karadenizlisiniz bizde işte Rizeliyiz filan. Rize tabi biliyorsunuz kutsal topraklar oradan yani maşallahımız var bizim Rize’den neyse…
Haluk Koç: Yolun başı Samsun’dan geçiyor onu söyleyeyim.

Yaşar Okuyan: Doğru. Sayın Başbakan gitti orada hatırlayın daha 3 gün önce yani başbakan gerilimi azaltacağı yerde hiç ortada yokken gidip orada 3 gün geziciler geldi mi? Gelemedi. Samsun’a geldi mi? Yok.
Haluk Koç: Haberal hocam gitti.

Yaşar Okuyan: Rize’ye gitti mi? Gelemedi filan. Böyle bir şey olabilir mi?
Haluk Koç: Maalesef. Yani işte kutuplaştırma üzerine, kamplaştırma üzerine bir strateji.

Yaşar Okuyan: Bakın ben 63 yaşındayım yılların siyasetinin içinden geliyoruz hasbelkader. Yani ben o Başbakanın konuşmasını gittiğimde atla uçağa git orada dans edelim başbakanla. Böyle bir şey olur mu?
Haluk Koç: Maalesef bu her yerde var.

Yaşar Okuyan:  Bütün bunları söylüyor ondan sonra diyor ki bana diyor diktatör diyeni sallandırırım. Sen zaten bütün bir diktatörlükte alın lügat anlamını koyun Türkiye’deki uygulamayı koyun, dünyadaki diktatör örneklerini koyun arada ne fark var senin. Bir fark var şu kadar belki. Hani dünyada çok bilinen diktatörler hitlerdir, Stalin’dir, Mussolini’dir vs. onlar dinleri farklıydı senin Müslüman olduğun rivayet oluna öyle iddian var çünkü. Ama yaptığın işleri birçoğu kuran İslam’ıyla alakası yok. Kul hakkı nereye gidiyor? Öbür dünyaya gittiği vakit Başbakanı merak ediyorum. Ey Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı sen niye işte o ölen çocukların gözyaşlarının karşısında bir şey yapmadın. Ben bilmiyordum, benim inancımda benim bildiğim elhamdülillah Müslümanız Allah affetsin eksiğimiz gediğimiz çok. Yani demek ki cenabı hakkın huzuruna gittiğimiz vakit cenabı hak sıfatlarımızı söyleyecek. Ey 57. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı gel bakalım sen niye? Böyle bir şey olabilir mi? Bunun Müslümanlıkla filan, bunun İslam inancıyla, bizim inançlarımızla hiç alakası olmayan bir hadise. Yani şimdi bütün bunları yan yana getirdiğiniz vakit inanılmaz bir şey.

Son bir şey söyleyeceğim. 30 yıl önce çevrilmiş bir film.
Haluk Koç: Biliyorum Cüneyt Arkın.
Yaşar Okuyan:  RTÜK ceza veriyor 30 sene önce RTÜK yok, RTÜK’ün başkanı nerede. Niye? Efendim bir seks sahnesi var, bu sevişme sahnesi duygusal değil. Ben şimdi RTÜK’e bunun altına imza atanlara soruyorum yani bu seks sahnesinin duygusallığının barometresi ne?

Haluk Koç:  Şimdi gezi ruhu dediğimiz olay işte yapılan bu nasıl söyleyeyim gevezeliklerle mi deyim, oldu bittilerlemi deyim kendisine çok güzel bir, çok parlak bir mizah muhalefeti de yarattı biliyorsunuz. Kendileri veriyorlar. Şimdi bunu kabul etmek ben okudum sabahleyin yani bir yandan gülümsedim, bir yandan da acıdım yani içinde bulunduğumuz duruma. Size dünya kadar maaş ödeniyor. Özel arabalarınız, sekreterleriniz, özel çalışma ofisleriniz var.

Yaşar Okuyan:  Ama bu işte bütünün bir parçası.
Haluk Koç:  Bütünün bir parçası tabi.
Yaşar Okuyan:  Bütün olarak aldığınız vakit tepede hepsi bütün bunların sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan. Ben AKP bile demiyorum.
Haluk Koç:  Çünkü onun kafasına uygun bir format yaratma gayretine giriyor alttakiler. Üniversite rektörü aynı, RTÜK’te görev yapan aynı. Yargıdaki aynı, basındaki aynı. Nedir? Çıkış noktam Başbakan efendimizin kafasındaki şablona uygun bir değerlendirme yapma gayreti. Maalesef. Ama bunların hepsi gidecek, inancımızı koruyalım. Türkiye’nin büyüklüğüne inanalım, Türkiye’nin kardeşliğine inanalım. 1 Eylül günü yani dünyanın yaşadığı en ağır katliamların başlangıcı olan 1 Eylül 39’dan sonra yaşadıklarımızdan ders çıkartalım. Onun için bu bölgede Türkiye’nin içi de dahil hangi kökenden olursak olalım, hangi inançtan olursak olalım bu topraklarda eşit hukuku paylaşan, hakkını eşit olarak alan, eşit cumhuriyet yurttaşları olarak birbirimizle kucaklaşacak birlikteliğimizi, birlikte yaşama irademizi, şuna buna, şu terör örgütüne ya da onlar üzerinden siyaset yapmaya gayret eden bugünkü iktidarın bir parçası veya diğerlerine teslim etmeden evet ben şu kökendenim, ben şu inançtanım, ben bu ulusun bir parçasıyım, bu milletin bir parçasıyım, eşit hukuka sahip eşit bir cumhuriyet yurttaşıyım. Bugün dünyanın bize kurduğu tuzaklara karşı Türkiye’nin birliği, bütünlüğü içerisinde birlikte kaderi paylaşıyorum ve bu ülkeye hepimizin borcunu hatırlayalım. Dünya barış gününü bütün musibetlerin bu barışı bozabileceği bütün silahlardan yoksun kalmaları dileğiyle bir kere daha kutlayalım.

Yaşar Okuyan:  Sayın Haluk Koç çok teşekkür ediyorum.
Haluk Koç:  Ben teşekkür ederim davet ettiniz eksik olmayın.

Anahtar Kelimeler
    Salı, 03 Eylül 2013 16:16

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica