"Yolsuzluk varsa yoksulluktan kurtulamazsınız"

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Tekin, CHP'deki kurultay tartışması, ülkemizin ekonomik gidişatı, önümüzdeki yerel seçimler ve yaşanan hukuki tartışmalara yönelik düşüncelerini aktardı.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. CHP'deki kurultay tartışması, ülkemizin ekonomik gidişatı, önümüzdeki yerel seçimler ve yaşanan hukuki tartışmalara yönelik düşüncelerini aktaran Tekin, Başkent Gazetesine samimi açıklamalarda bulundu.



CHP'de kurultay için toplanan imza tartışmaları devam ediyor. Son durumu bizimle paylaşır mısınız?
Ne kadar imza toplandığını ve genel merkezimize ne kadarının intikal ettiğini bilmiyorum. Tabi ki kurultay istenebilir, kurultay toplanabilir. CHP'nin tarihinde yapılmış çok kurultay vardır. Bunun yolu yordamı da çok açıktır. Tabi ki böylesine kritik bir süreçte, iç meselelerimizi de tartışmak gayet doğaldır. Dünyanın her yerinde de böyledir. Başarı da başarısızlık da mutlaka masaya yatırılmalıdır. Türkiye'nin şu anki gidişatı, basına toluma kapalı durumdadır. Bu durum çok tehlikelidir ve bir hastalık gibidir. Hastalığın önlemini zamanında alamazsanız kanser olabilirsiniz. Türkiye'nin dış politikasında çok ciddi sorunlar vardır. Bugün ekonomik gidişat açısından iktidar olanlar çaresiz kalmış durumdadır. Muhalefetin de buradaki temel görevi mutlaka çözüm noktasında bir yol haritası çizmektir. Aksi takdirde önümüzdeki süreçte bunun maliyeti çok iç açıcı olmayacaktır. CHP bu noktada tüm ülkemiz açısından çözümler ararken kendi iç meselelerini de en kısa sürede halletmek zorundadır.

CHP'de yaşanan bu çekişmelerin zamanlaması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Ben CHP'nin neredeyse her kademesinde görev yapmış bir siyasetçiyim. Dolayısıyla partimizin meselelerini basın yoluyla tartışmayı seven bir siyasetçi değilim. Tabi ki kurullarımızda bunlar ciddi şekilde müzakere edilmeli, eksiklikler fazlalıklar tartışılmalıdır. Ama herkes takdir eder ki eğer muhalefetin adı şu an CHP ise; her türlü eleştiri, her türlü hakaret ve her türlü saldırıya açıksınız demektir. Çünkü bundan dolayı hiçbir ceza ile karşılaşmıyorsunuz. Ama AKP'yi eleştirdiğinizde çok ağır bedeller ödüyorsunuz. Her türlü eleştiri tabi ki bizim baş tacımızdır. Biz bunlardan ders de çıkartırız. Ama eleştirinin ötesinde medya, partimizin kurumsal kimliğine hakaret edebilecek duruma gelmişse bu konuda da herkesin oturup haklı ya da haksızı bir düşünmesi gerekir.

"Sorun tüzük ya da genel başkanlıkta değil"

Bazı kesimler CHP'de bir değişim gerekiyor diyor. Bunu CHP'ye oy vermiş bazı vatandaşlar da söylüyor. Size göre CHP'nin bir lider ya da tüzük değişimine ihtiyacı var mıdır?

Ben belki en çok tüzük kurullarına giden siyasetçilerdenim. Sorun tüzük ya da genel başkanlıkta değil.  Sorun bunlar olsa 10 kez tüzük ya da genel başkan değişirdi. Yapısal ve sosyolojik olarak ciddi bir değişime ihtiyacımız var. Özellikle yapısal değişikliği CHP’nin mutlaka hayata geçirmesi lazım. Dünya hızla değişiyor, Türkiye de hızla değişiyor. Kalıplaşmış bir anlayışla siz insanlarla, hele hele yeni kuşaklarla iletişim kuramazsınız. Artık 8-10 yaşındaki çocukların elinde akıllı cep telefonları var. Sayın Erdoğan da bir konuşmasında ifade etmişti: "Kendi neslimizi yetiştiremedik." Kendi neslinizi zaten bu şekilde yetiştiremezsiniz. Kendi neslinizi yenidünya düzenine uygun, bilim ve teknolojiyle özgür bireyler olarak yetiştirmek zorundasınız. Geriye dönerek bin yıl önceki yöntemlerle kendime genç yetiştireceğim derseniz hayal kırıklığına uğrarsınız.

"Güvenlik ve özgürlüğün olmadığı yerde kimseyi tutamazsınız"

Yeni nesil özgür değil mi?

Daha önce ülkelerinden çıkıp başka ülkelere sığınan Ortadoğulu gençlere yönelik ciddi bir araştırma yapmıştım. Ne oluyor? Bu gençler neden ülkelerinden kaçıp Türkiye'yi tercih ediyor? Neden Arabistan ya da Katar değil de Türkiye?  Sorularına cevap aradım ve ulaştığım sonuç şu oldu: Güvenlik ve özgürlüğün olmadığı yerde kimseyi tutamazsınız. Bu gençler ölüm pahasına, ciddi tehlikeleri aşarak Türkiye'ye geliyor. Türkiye'den de batıya gitmek istiyor. İşte yeni dünya düzeni ve yetişen gençliğin özeti budur. O çocuk bir cep telefonu sayesinde dünya ile bütünleşmiş durumda. O telefon ile dünyanın başka kıtasındaki hayatı görebiliyor. İşte biz siyasetçilere düşen görev de burada başlıyor. O çocukların dünyaya nasıl entegre olduğunu görerek yeni bir yapılaşmaya gidilmesi gerekiyor.

Yapısal değişiklikten tam olarak kastettiğiniz şey nedir?
Bir kere Türkiye’de siyasi partiler yasası, seçim yasası çürümüş durumdadır. Bunların tamamının çöpe atılması lazım. CHP’de ise örgütsel yapımızın mutlaka gözden geçirilmesi mecburidir. Delege sistemini mutlaka kaldırmalıyız. Çünkü delege sistemi, parti içinde bir çatışma mekanizması yaratıyor. Bu parça parça yaşanan çatışmadan sonra büyük tartışmalar meydana çıkıyor. Yani bu yarışı bir hizmet yarışına dönüştürmeniz lazım. Bununla ilgili çok ciddi çalışmalarımız var. Bunu ben yeni söylüyor değilim. 2008 yılından itibaren de bunu kısmen uygulamaya çalışıyorum.

Delege sistemi kaldırılırsa yerine ne koyacaksınız?
Eğer bir seçime gidecekseniz, bunu üyeleriniz belirleyecek. AKP, bizim 10 milyon üyemiz var diyerek övünüyor. O 10 milyon üyeniz ne işe yarar? Yani 10 milyon üye o demokratik mekanizmalarda etkili değilse 50 milyon üyeniz olsa ne olacak? O 10 milyon üye hangi milletvekilini seçti? Hangi karar aşamasında söz sahibi oldu? Sembolik olarak üye sayınızı arttırıyorsanız bunun bir anlamı olmaz. Üyelerin ayda, yılda en az 3 kez partinin etkinliklerine katılması, gönderdiğimiz SMS’lere cevap vermesi gerekir. Bir partinin sahip olduğu üyelerle olan diyaloğu sayesinde ordudaki, hastanedeki, emniyetteki ve diğer birçok meslek gruplarındaki üye sayısını bilmiş olursunuz. Ayrıca üyelerin içinde de denetim mekanizmasının olması, hiyerarşik yapının olması ve çatışmanın ortadan kaldırılması gerekmektedir. Çünkü bu çatışmalar mahalleden başlayıp ilçeye, oradan ile geliyor. Dolayısıyla çatıştırarak siz kendinizi anlatamazsınız. Tam tersine siyasi partilerin görevi partinin projelerini, amaçlarını anlatmaktır. Ama bütün bu çatışmalar içinde bunları anlatacak bir şeyiniz kalmaz. Türkiye’de CHP’nin projelerine hiç kimse itiraz edemedi. Seçim döneminde zaman zaman itirazlar oldu ama yine AKP tarafında birçok projemiz uygulanmaya başlandı. Taşeronlaşma, mazot, İntibak Yasası, kredi kartı, aile sigortası, ekonomik olarak yapısal önemler ile ilgili birçok projemizi AKP uygulamaya aldı.  Bunların fikirleri CHP’den çıktı. Ama bunları milyonlara anlatacak yeni bir sürece ihtiyacımız var. Sadece CHP liderinin bunları söylemesi yetmiyor. Mahallesinden, ilçesine, iline kadar tüm projelerimizi milyonlara anlatacak yeni bir yapısal değişikliğe CHP olarak ihtiyacımız vardır.

Daha fazla oy kazanmak için CHP'nin bir söylem değişikliğine de gitmesi gerektiğine inanıyor musunuz? CHP sağ kanattan oy alabilir mi?
CHP her kesimden oy alır. Dünyanın her yerinde insanların birinci önceliği ekonomidir, özgürlüktür, güvenliktir. Bunu hangi parti sağlarsa sağlasın insanlar o partiye oy verir. Türkiye'nin 1980 sonrası seçimlerine baktığınızda her zaman oylar değişimden yana kullanılmıştır. Artık seçim sonuçlarında şu kadar sağ ve sol oy var diye kronikleşmiş söylemlere ben inanmıyorum. Tabi ki ideolojik bir seçmen var. Ama bunun sayısı öyle yüzde 90’lar falan değildir, yüzde 30-35’tir. Bunu son seçimlerde gördük. AKP’nin kalesi sayılan büyükşehirlerde çok ciddi oy kaybı var.

"AKP insanları yoksullaştırarak yönetmeyi tercih ediyor"

Size göre AKP neden oy kaybetti?
21 milyon seçmen sosyal yardımla geçiniyor. AKP insanları yoksullaştırarak yönetmeyi tercih ediyor. Verilen sosyal yardımlarla seçmeni tehdit etmek AKP'nin insafsızca yürütmüş olduğu bir siyasettir. Bu siyaset vicdani değildir, hiç kimseye de yarar sağlamaz. Bu sosyal yardımların bir Anayasal çerçeveye oturması lazım. Bu durum bir lütuf değil bir haktır. 81 milyon vatandaşımız vergi mükellefidir. Bu vergileri sosyal yardım alan vatandaşlarımız da ödemektedir. Hava hariç herkes su, doğalgaz, elektrik, telefon gibi ihtiyaçlarına vergi ödüyor. Bu kadar vergi öderken yapılan sosyal yardımları da bir şantaj siyasetiyle yürütmek son derece tehlikelidir ve vicdani değildir. Bu anlayış hiçbir devlet yapısına ve anlayışına yakışmaz.  Kamu denetçileri ve muhtarlar yoluyla insanların nasıl tehdit edildiğini hepimiz biliyoruz. "Oy çıkmazsa bu yardımları keseriz" diyerek insanlardan zorla oy alıyorlar. Kendilerine oy çıkmayan yerlerde de yardımların kesildiğini de biliyoruz. Ama her şeye rağmen seçmen sağduyuludur. Seçmenin birinci önceliği ekonomidir, özgürlüktür ve güvenliktir.

"Bu kadar kamu harcamalarına kim dayanabilir"

Ekonomi uzmanları şu anda ciddi bir kriz içerisinde olduğumuzu ve bu kriz dalgasının daha da yayılacağını söylüyor. Bunun nedenleri ve çözüm noktaları hakkında ne söylersiniz?

Bunun nedeni çok açık ve nettir. Bu kadar kamu harcamalarına kim dayanabilir? Sizin geliriniz belli ama gideriniz hiç belli değil. Yani ortalama 5 bin lira maaş alıyorsunuz, harcamalarınız 15 bin lira. Bu durumda yıl sonunda açık verirsiniz. Diğer ülkelerdeki kamu harcamaları ile Türkiye’deki kamu harcamalarına bir bakalım. Almanya’da kamu adına kullanılan araç sayısı 8 bin. Japonya’da 7 bin. Türkiye’de ise kamu adına kullanılan araç sayısı 125 bin. Bu kadar güçlü, milli geliri yüksek ülkelerde makam aracına ihtiyaç olmuyor da Türkiye’de 125 bin makam aracına nasıl ihtiyaç oluyor? Bu ne görgüsüzlük, bu ne hadsizliktir. Bu araçların hepsi yabancı markalar. Bu araçlar dolar üzerinden alınıyor ve masrafları yine dolar üzerinden sağlanıyor. Vermiş olduğum örnek sadece bu israfın bir kalemidir. Kamu harcamalarını bir an önce azaltmanız lazım. Faizden bir an önce kurtulmanız gerekiyor. Faizden kurtulamazsanız ülke çöküntüye sürüklenir. Hani Sayın Erdoğan, "Faiz her işin belasıdır" demişti. Şimdi insanlar bu faizlerle nasıl ticaret yapacak. Cumhuriyet döneminde Devlet Planlama Teşkilatı diye bir teşkilat kurulmuş. Yani ihtiyaca göre bir planlama yapılmış. İstanbul’da kafanızı kaldırıyorsunuz yer gök bina. Bu hangi planlama dahilinde yapıldı? İstanbul’daki Müteahhitlerin yüzde 50’si iflas etmiş, vatandaşlar da bundan dolayı mağdur olmuş durumdadır. Buna benzer birçok plansız ve öngörüsüz bir süreç Türkiye’yi çok zor duruma sokmuştur. Çok ciddi bir krizle karşı karşıya kaldığımızı söyleyebiliriz.

İnsanlar yaşadıkları krizi rahatça dile getiremiyor mu? Medyada ekonomik krize dair bir haber neredeyse yok.
Önceki dönemlerde bu verileri görme şansımız yüksekti, ona göre önlem alınıyordu. Şu anda hiçbir bilgiyi kamuoyuyla paylaşmamayı tercih ediyorlar. Sadece İstanbul’da Mart ayından Haziran’ın 30’una kadar 4 bin 747 tane şirket kapanmış. Geldiğimiz duruma bakın. Bu 5 bine yakın insanın ailesi, çocukları ne yapacak. İnsanlardan bana borcumuzu ödeyemediğimiz için elektriğimiz, suyumuz kesildi diye mesajlar geliyor. İktidar ve muhalefetin daha çok bu konularla meşgul olması lazım. AKP’nin bir sloganı var: “Hayaldi gerçek oldu.” Gerçekten hayal bile edemediğimiz bir çöküntüyü gerçekleştirdiler.

Önümüzde yerel seçimler var. İstanbul’u çok sevdiğinizi, sıkıntılarıyla ilgilendiğinizi herkes biliyor. Eğer İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterilirseniz sonuç ne olur?
Tereddütsüz seçimi kazanırım.

Nasıl bu kadar eminsiniz?
Partim bu görevi bana verirse seve seve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yürütürüm. Bu görev benim için bir şereftir. İstanbul’da beni vatandaşlara, mahalle muhtarlarına sorarsanız bu sonucun kaçınılmaz olduğunu görürsünüz. Benim dışımda başka bir arkadaşımız aday olursa da aynı samimiyetle ona desteğimi veririm. Ben 2005 yılından itibaren İstanbul’daki kentsel dönüşümde yaşanan mağduriyetlerde, diğer sıkıntılarda her zaman vatandaşımızın yanında olmuşumdur. Parti ayrımı yapmadan her sıkıntıda İstanbullulara eşit şekilde yaklaşmışımdır.

İstanbul’daki diğer sorunları anlatır mısınız?
İstanbul’un çok ciddi kentsel dönüşüm ve alt yapı sorunları var. Beyoğlu’nda biliyorsunuz bir bina göz göre göre çöktü. Yüzde yüz Belediye’nin suçu olmasına rağmen, gazeteciler korkularından bir yetkiliye bunun sebebini soramadı. Sonra Belediye Başkanı çıkıp, “Bu bir heyelandır, burası da zaten kaçaktı” dedi. 35 yıllık bir binanın kaçak olduğu, yıkıldıktan sonra mı fark edildi? İstanbul’da, Ankara’da yağmur yağacağı zaman meteoroloji resmen, “Aman ha dışarı çıkmayın!” Diye sıkıyönetim ilan ediyor. Kimse de çıkıp, “Yağmur dünyanın her yerinde yağıyor. Ankara’ya, İstanbul’a özel siparişle mi yağmur yağıyor” diye sormuyor. Avrupa ülkelerinde neredeyse ayın 25 günü yağmur yağıyor. Ama hiçbir eve sel basmıyor. Doğa kendi mecrasını zaten yaratır. Yağmur yağdığı zaman su zaten o derelerden, kanallardan akar gider. Şimdi yaşadığınız yerde dere, kanal, toprak yoksa o su nereye gidecek? İşte sel felaketlerinin ülkemizde yaşanmasının sebebi budur. Hadi yöneticiler aymazca davranıyor. Ama burada bu kişilere hesap sormayan vatandaşlarımızın suçu yok mu? Hadi trafiğin ve diğer sorunların çözümlerini bulursunuz. Ama bu şehirlere bu kadar ihanet edip her yere beton yığan bir yönetime neden hesap sorulmaz? Meteoroloji uyardıktan sonra insanlar zarar görmesin diye resmen arabalarını giydiriyor. Bu fotoğraflar sosyal medyada dolaşmıştı. Bunu gören dünya kamuoyu ne düşünür acaba? Burası Bangladeş mi? Dünyanın imrendiği güzelliklere sahip olan İstanbul’u acaba kim bu hale getirdi? Bunun sağcı ya da solcu olmakla bir ilgisi yok. Böyle bir felakette solcu mağdur oluyor da sağcı mağdur olmuyor mu? Yine bu kentsel dönüşüm girişiminde en çok mağdur olanlar sağcı ailelerdir.

"Rant, bazılarının gözünü karartmış durumda"

Büyükşehirlerde sayıları milyonları aşan sığınmacıların akıbeti hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu sığınmacılar büyükşehirlerde yaşayabilir, buna itirazımız yok. Ama entegrasyon sağlayamazsanız ne olacak? Bu insanların çoğu okul, hastane gibi imkânlardan faydalanamıyor. Çoğunun evinde elektrik, su yok. Dilencilikle geçimlerini sağlıyorlar. Yine ciddi bir mesele haline gelen kaybolan çocuklar meselesi var. Bu konuyla alakalı geçmişten bugüne TBMM’ye çok fazla soru önergesi verdim. Bu kaybolan çocukları kim neden kaçırıyor? Bir ülke kendi çocuğunu koruyamaz mı? 16 milyonluk İstanbul’da en az 100 bin polisin olması lazım. Bu rakam şu an 35 bin. Siz düşünün artık İstanbul’daki güvenlik zafiyetini. Bütün bunların yeniden ele alınması lazım. Aklıselim bir planlamanın yapılması lazım. Bugüne kadar yapılan ihanetlerin yeniden yapılmaması için çaba sarf edilmesi gerekiyor. İstanbul aynı zamanda bir deprem kuşağının üzerinde. Deprem anında insanların sığınabileceği bir barınak yok. Ve olası bir depremden sonra yaşanacak can ve mal kaybında neredeyse ülkenin bağımsızlığı tartışılır hale gelir. Çünkü Türkiye’deki neredeyse bütün gelir kaynaklarını İstanbul’a taşımışsınız. Ekonomimizin merkezi İstanbul. Ama hala bir önlem alınmış değildir. Rant, bazılarının gözünü karartmış durumda.

"Mal varlığına el konulan bir ülkeye hangi yatırımcı gelir"

Ülkemizde size göre hukuki gidişata bağlı olarak ekonomik bir gerileme mi yaşanıyor?

Bir ülkede yolsuzluk varsa, o ülkede yoksulluktan kurtulamazsınız. Vatandaşlarımız taşa tapar gibi insana ya da siyasi partilere tapmasınlar. Hangi partiye oy veriyorlarsa hesabını ilk önce onlar sorsun. AKP’li siyasetçilerin çocuklarına bakın, çoğunun AVM’si, fabrikası var. Bazıları inşaat müteahhidi. Dünyada öyle midir? Bana gösterebilir misiniz ki dünyada herhangi bir iktidar partisindeki siyasetçinin oğlu, kamuda iş yapabilsin ya da bir iş adamı olarak devletle içlidışlı olsun? Ama bizde oluyor. Avrupa’daki hiçbir ülke bunun dedikodusunu bile kaldırmaz.  Her vatandaşın sırtını evrensel normlarla oluşmuş Anayasal hukuk sistemine dayaması lazım. Bir yerli iş adamı yatırım yapmak için neden yurt dışına gidiyor? Çünkü yatırım yapmak için kendisini Türkiye’de güvende hissetmiyor. Türk iş adamları Avrupa’da rahatlıkla yatırımlarını yapabiliyorlar. Burada hiç korkmadan siyasal görüşlerini de söyleyebiliyorlar. O ülkedeki hukuk sistemi herkesten bağımsız olarak onu koruyor. Türkiye’de bir şeylere itiraz edildiğinde hemen müfettişler o iş adamın kapısına dayanıyor, mal varlığına el koyuluyor. Mal varlığına el konulan bir ülkeye hangi yatırımcı gelir? Dünyada şu anda çok ciddi sıcak para var. Para liman arıyor. İşte bu limanın da güvenilir olması lazım. Her şeyin güvencesi hukuktur. Yolsuzlukta Avrupa’da birinci sırayı almışız, ne hikmetse bir tane siyasetçi mahkemelerin önünde hesap vermiyor. Böyle bir anlayış olabilir mi?

Haber: Başkent Gazete

    Cuma, 27 Temmuz 2018 16:02
Yandex.Metrica